ANADOLUDA İKTİSADİ ÇÖZÜLMENİN SEBEPLERİ

ANADOLUDA İKTİSADİ ÇÖZÜLMENİN SEBEPLERİ

SABRİ F. ÜLGENER (1911-1983)

Prof. Sabri Ülgener, Max Weber’in Batı Avrupa’da kapitalizmin ruhunu Protestan ahlakının belirlediği görüşünden yola çıkarak bu yaklaşımı Osmanlı-Türk toplumuna uyarlamaya çalıştı. Bu doğrultuda Türkiye’nin ekonomik geriliğinde, kuşaktan kuşağa aktarılan düşünce geriliğinin önemli bir rol oynadığını ileri sürerek Max Weber’in geliştirdiği yaklaşımın Türkiye’deki ilk önemli temsilcisi oldu. 1 Temmuz 1983′te İstanbul’da öldü.

            “İktisadi Çözülmenin Ahlak ve Zihniyet Dünyası” adlı eserinde İslam Ülkelerinin geri kalmasını din ve ahlaki inançlara bağlamıştır. Max Weber’i taklit etmek istemiştir. Aynı metodu İslam Dünyası’na uygulamak istemiştir. Hocamız Ahmet Güner Sayar da bunu ispatlamaya çalışan ekolün uzantısı olmuştur. Ancak Ülgener İslam’ın inkişafı ile Arap tacirlerin ticaret yoluyla zenginleşmesini göz ardı edememiş, bir kafa karışıklığı içine düşmüş, Dünya’da İslamiyet’in yayılışının ticaret yolu ile olduğunu fark edememiş, Kılıç Müslümanlığı zihniyetine takılı kalmıştır. Endonezya, Malezya, Nijerya, Asya ve Afrika’da Avrupa’da kılıçsız Müslüman olan ülkelerin varlığını göz ardı etmiştir. Bizatihi Türklerin kılıç Müslüman’ı değil gönüllü Müslüman olduğu ile övünüldüğü bir devlet ve millet ferdi olduğunu dahi, tezini ispatlamak adına unutuvermiştir.

            İktisadi çözülme din ve ahlak dünyasındaki zihniyetten değildir. Arap Devletleri ve Osmanlı Devleti idaresindeki devletler bunu Osmanlı Devleti’nin işgalci ve sömürgeci özel mülkiyeti kaldıran tutumuna bağlamışlardır. Karşıt tez Osmanlı’nın Sanayileşmiş devlet olmadığı için sömürgeci olamayacağını ifade etmekle savunmuştur. Ama onlar da aynısını söylüyor. Kaynakları ucuza satmak Osmanlı Devleti tarafından işgal edilmesinden daha iyidir diyor. Her iki savunucuları fikrinden vazgeçirmek asla mümkün olmayacaktır.

            Sabri F. Ülgener saltanat sahibi padişahların çok iyi idareci olduğunu fakat halkın din ve ahlak dünyasının iktisadi gelişmeye uygun olmadığından iktisadi çözülmenin yaşandığını ileri sürmüştür. 1400’lü yıllara kadar böyle bir iktisadi çözülme yoktu. Osmanlı Devleti-Haçlı İşbirliği başladıktan Osmanlı Devleti Anadolu’yu idaresine aldıktan sonra bu sorun ortaya çıktı. Sorunun çıktığı dönemi tespit ettikten sonra problemi çözmek kolay olacaktır. Ülgener sorunun ortaya çıkış dönemini bulamamıştır. Sorunu peygamberimiz dönemine kadar götürmüş Ebu Zer El- Gıfârî’ye kadar dayandırmıştır.

            Sorunun asıl sebebi ise Osmanlı-Türk Devlet Yapısı’nın özel mülkiyeti kaldırması mülkiyetin padişahın olması halkın maraba köle durumuna düşmüş olmasıdır. Mülkiyet hakkı olmayan kişilerin iktisadi gelişme peşinde koşmasını beklemek akıllı bir öngörü olamaz.

            Temel değerlerde bir fesatlık olunca algı bozuklukları çıkmaz sokaklarda kaybolma kaçınılmazdır. Ülgener kendine bir çıkmaz sokak oluşturmuş. Oradan çıkış yolları oluşturmaya çalışmış. Endülüs Müslümanlarının bulduğu değerlere savaş açanları savunanları unutmuş. Kısaca ifade etmek gerekirse Müslüman olmanın şartı olarak Kelime-i Şahadeti görüp ama Dünya’da Hz. Muhammed’in Allah’ın kulu ve resulü, Allah’ın bir olduğuna inanan Hıristiyanların, Yahudilerin Müslümanlığı kabul ettiğini bildiği halde onların Müslüman olmadığına inanmak gibi bir akıl tutulması içinde yaşamaktadır insanlar. Bu şekilde Müslüman olunmaz. Kılıçla Müslüman olunur. Yoksa mülkiyetini padişaha vermez. Mülkiyetini vermeyenin Müslümanlığı kabul edilemez. Bu olumsuzluğun Müslümanlığı kabul eden insanların kendi tarzlarında ibadete yöneldiklerini kendi dinlerini modernize ettiklerini kabul etmez. Doğrusu bu insanlar kendi dinlerini de modernize etmeye yönelememiştir. O insanlar da kendi dinlerinin ve ahlak dünyalarının iktisadi çözülmeye sebep olduğuna inanmakta, laiklik adı altında bir yenileşme modelini, insan hak ve hürriyetleri adı altında Hıristiyanlıktan, din adamlarından ayrı tutarak sistemleştirmişlerdir. Kendilerini biz Hıristiyan’ız modeli ile değil biz laikiz; Kanun önünde din, mezhep, ırk, dil, cinsiyet ayrımı olmadan herkesin eşit olduğu inancı, demokrasi ve kuvvetler ayrılığı prensibi ile yönetim şeklini kabulle özdeşleştirerek ifade etmişlerdir.

İngiltere, Fransa, İtalya, Amerika gibi pek çok ülke Protestan Mezhebinden olmadığı halde kapitalleşmiştir. Bunlar zenginleşmeyi, sanayileşmeyi, laiklik ve modernleşme değerlerine, liberal, demokratik değerlere, insan hak ve hürriyetlerine verdikleri değerlere, modernleşme hareketlerine bağlamışlardır.

II. Murat Han, Ankara Savaşı’nda Anadolu halkının ve Hacı Bayram’ı Veli gibi Tasavvuf ehlinin Timur’un yanında yer aldığını ve onları yanına almadan başarılı olamayacağını bildiği için Hacı Bayram-ı Veli’yi çağırtmış onunla anlaşarak Tasavvuf ehlinin özel mülkiyetini, askerden muaf olmasını, vergi vermemesini kabul etmiştir. Ancak onların da kabul edersiniz padişah mülkünü satın alma gibi ayrıcalığı yoktu. Artan çocuk sayısı yeni nesiller oluştukça bu mülkiyetin de azalarak yok olması kaçınılmazdır.

1856’dan sonra özel mülkiyetin tanınması ile hemen bir yüzyılda 500 yıllık bir yükten Yörüklükten kurtulup bir anda ticari ve sanayi devletine dönüşmeyi beklemek hayal olsa gerektir.

Sonuç: Ülgener’in bahsettiği iktisadi çözülmeye sebep ahlak ve zihniyet dünyası, Özel Mülkiyeti ret edip Saltanat-Padişah mülkü olarak gösterme devlet felsefesinden kaynaklanır. Fetih, ganimet devleti olmasından kaynaklanır.Asıl kusurun Osmanlı Devleti ve idari, mülki sistemde olduğunu unutturup halkı suçlu gösterme, halkçılık düşmanlığı oluşturmadır.

Abdullah Bedeloğlu

You can leave comments by clicking here, leave a trackback at http://wp.maviiklimler.net/anadoluda-ktsad-coezuelmenn-sebepler/trackback/ or subscibe to the RSS Comments Feed for this post.