ATASÖZLERİMİZ

ATASÖZLERİMİZ

Atasözü: Atalardan gelen ve onların yüzyıllar içindeki, tecrübe ve müşâhedelerine dayalı düşüncelerini, öğüt ve hüküm şeklinde nakleden anonim mahiyette ki kısa ve özlü sözlerdir.

Atasözleri, dâima doğru yolu göstererek, öğüt ve nasihat verirler. İnsanları haksızlığa, isyana, günaha her türlü kötülüğe dâvet ve teşvik edici sözler, umumiyetle atasözlerimizin içine karışmış çakıl taşlarına benzer, onları oradan ayıklamak gerekir. Meselâ; “devletin malı deniz, yemeyen keriz.”, “akçası ak olanın, bakma yüzünün karasına.”, “yiğitliğin onda dokuzu kaçmak, biri de görünmemektir.”, “bana değmeyen yılan bin yaşasın.”, “salı günü işe çıkan sallanır…” gibi uydurma ve zararlı sözlere atasözü denilemez.

Her milletin kendine has atasözleri vardır. Bunlar o milletin inanç, kültür ve medeniyetleri tesiri altında şekillenmişlerdir. İfade ettiği mânâ genellikle söylenen kelimelerin anlamlarında aranmaz. Bu sözler, her hangi bir konu ile ilgili çok geniş bir düşünce ve fikir atmosferi doğuran ince, zârif ve nükteli ifadelerdir. “ağaç yaş iken eğilir.” Atasözü aslında terbiye ve eğitimin daha küçük yaşlarda başlaması gerektiğini, huy ve alışkanlıkların henüz çocukken edinildiğini ifade etmektedir.

Atasözleri ile vecizeleri (özdeyiş, kelam-ı kibâr) birbirleriyle karıştırılmamalıdır. Atasözleri bir hüküm ifade eder ve toplumun ortaklaşa meydana getirdiği paha biçilmez değerli sözlerdir. Kelâm-ı kibar ise büyükler tarafından söylenmiş, söyleyeni belli, olan özlü sözlerdir.

Atasözlerine eskiden “darb-ı mesel” yahut kısaca “mesel” denirdi. Sonraları bu ifade “atasözü” şeklini almıştır. Türk atasözlerini ilk defa Kaşgarlı Mahmut, “Divan-ı Lügat-ı Türk”isimli eserinde toplanmıştır. Bu kitapta yüzlerce atasözü bulunmaktadır.

Çoğu atasözlerinin bir dar, bir de mecâzi anlamları vardır. Dar anlamı solmaz, eskimez, zamanla değerini kaybetmez, bir gerçeğe ve deneye dayanır, her asırda ve her an tazeliğini muhafaza ederler. Mecâzi mânası ise onlara eski/yeni, her meseleye uyabilen bir izah ve yorum getirmeye çalışır. Atasözleri üslup yönünden; bir dili sâde ve güzel kullanışın, en az kelime ile en geniş mânâları ifade edişin bir şâheseridir. Atasözlerinde yersiz ve gereksiz bir kelime bulamazsınız.

Atasözlerimizin bir kısmı ölçülü ve kâfiyelidir. Mecaz sanatı aliterasyon özelliği başta olmak üzere, pek çok atasözünde cinas, intak, kinâye, teşbih, tezat… gibi söz ve sanatlar da görülür.

Çok geniş ve çeşitli anlamlarda kullanılan atasözleri, günlük hayatta en çok başvurduğumuz malzemelerdendir. Öğüt vermek, örnek göstermek, sözümüze güç katmak, düşüncelerimize delil bulmak, duygu ve düşüncelerimizi en kısa yoldan belirtmek istediğimiz zaman, çoğu kez atasözlerinden yararlanırız.

Bir kısım atasözlerimizin söyleniş hikâyeleri de vardır. Ancak bunlardan pek azı günümüze ulaşabilmiş, diğerleri zaman içinde unutulup gitmiştir. Eski kış gecelerinde yapılan toplantılarda, kimi zaman atasözü söylenir, kimi zaman da hikâyeleriyle birlikte anlatılırdı. Öyle ki; hikâyesiyle anlatanlara ayrı bir değer verilirdi.

Atasözlerinde hedeflenen bütün mesele; “Benim başıma gelenler, diğer insanların başına gelmesin, miras bırakacağım düstur, onlara rehber olsun.” Düşüncesinden doğmaktadır. Meselâ; acı bir denemenin sonunda demek istiyor ki: “Benim filan işe teşebbüsten çok canım yandı. Bundan böyle bir şeye karar verirken önünü, sonunu iyice düşünmeden karar vermem.”

İşte bir paragrafla izah etmeye çalıştığımız, fakat yine de tam olarak ifade edemediğimiz, bir meseleyi atalarımız bir cümle ile ne güzel ifade etmişlerdir.

“SÜTTEN AĞZI YANAN, YOĞURDU ÜFLEYEREK YER.”

Artık bu sözde ne süt, ne de yoğurt kalmıştır. Mânen uyanma, akıllanma, acı sonuçtan ders alma ve tedbirli olma vardır…

Atasözlerimiz; daha çok “ÂLİMÂNE”değil, “ÂRİFÂNE”söylenmiş sözlerdir…

Hanifi KARA  

You can leave comments by clicking here, leave a trackback at http://wp.maviiklimler.net/atasoezlermz/trackback/ or subscibe to the RSS Comments Feed for this post.