___AY’A GERÇEKTEN GİDİLDİ Mİ YOKSA BU BİR KOMPLO TEORİSİMİDİR(ALINTI YAZI)____

Hesaplamalara göre Ay yüzeyindeki gündüz sıcaklığı 260 ile 280 Fahrenayt arasında değişiklik gösteriyor. Bu derecedeki sıcaklıkta filmler erir ve insanlar muhtemelen rahatsız olur. Hatta muhtemelen ölür ! Peki ama astronotlar neden bu kadar rahat görünüyor ?

* Ay ’ ın görünmeyen karanlık yüzündeki hava sıcaklığının eksi 41 dereceye kadar düştüğü biliniyor. Eksi 40 dereceden itibarense cisimlerin kırılganlık derecesinin arttığı biliniyor. Bu sıcaklıkta elektrikli cihazlar çalışmaz Araba akülerini çalıştırmak da zordur. Sıcaktan soğuğa geçerken yaşanan bu ani ısı değişikliği cisimlerde esnemelere ve kırılmalara sebep olur. Peki ekipmanlar ve astronotlar nasıl bu kadar rahat çalışabiliyor ?

* Niye 1/6 ’ lık bir yerçekimi oranında astronotlar yürüme ile zıplama arasında gidip gelen hareketler yapıyorlar ? Televizyon çekimlerinin birinde astoronotun zıplamak için dizlerini büktüğü ama sonuçta bir kaç adımdan öteye gidemediği gözleniyor. Astonotlar yerçekiminin 6 kat daha az olduğu bir ortamda niçin normal bir insanın yeryüzünde zıplayabiliceği kadar bir mesafeye zıplayabiliyorlar ?

* Bunun yanısıra çekilen görüntülerde astronotların sert bir şekilde dizlerinin üstüne düştükleri birkaç sahne görüyoruz. Peki böylelikle kendilerini büyük bir riske atmış olmuyorlar mıydı ? Ya basınca dayanıklı elbiseleri yırtılsaydı ?

* Bilindiği gibi yeryüzünden 250 ve 750 mil yükseklikteki mesafeler arasında kalan bölgeye Van Allen Kuşağı ismi veriliyor. Bu kuşak güneşten gelen radyoaktivite yüklü ışınların dünyaya gelmesini engelliyor. Astronotların Ay ’ a gidebilmesi için bu kuşak içinden geçmeleri gerekiyor. Bir insanın buradan geçebilmesi içinse 4 metre kalınlığında bir kurşun tabakasıyla kaplanmış olması gerekiyor!

Modül ’ ün Altında Niye İz Yok ?

NASA ’ ya göre Ay modülü Ay ’ a indiğinde motorlarından 3000 Ibs ’ lik (yaklaşık 15 ton) basınç çıkıyordu. Bize anlatıldığı ve görüntülerden anlaşıldığı kadarıyla Ay yüzeyi tozlu ve yumuşak. Peki iniş esnasında modülün altına denk gelen (yandaki resimde H ile işaretlenmiş) kısımda niçin herhangi bir yıpranma dağılmış yumuşak doku ya da itmeden oluşan bir çukur görmüyoruz ? Aynı şekilde niçin Ay modülünün ayaklarında tozlanma göze çarpmıyor ? Yandaki resimde bir başka ilginç nokta da (G) ile işaretlenen yerde bir ayak izinin bulunması. Peki tam olarak modülün altına denk gelen bölgeye bu ayak izi nasıl geldi ? Astronotlar bilindiği kadarı ile modülün altına girmediğine göre acaba set işçileri daha önce senaryo çalışması yapan astronotlardan birinin ayak izlerini silmeyi mi unuttular ? Ya da modül eski yerinden kaldırılıp şu an bulunduğu yere mi taşındı ?

Ay ’ da Atmosfer Yoksa Nasıl Oluyor da …?

Yine yukarıdaki resimde astonotları Ay yüzeyine indiren Ay modülünü görüyoruz. B ile işretlenen yere baktığımızda gökyüzünde hiçbir yıldızın görünmediğini fark ediyoruz. Madem ki atmosfer yok niye arka planda parlak yıldızlar gözümüze çarpmıyor ? NASA uzmanları bunu basit fotoğrafçılık mantığı ile açıklıyor : “Eğer yakın plandaki nesneleri ( astronot ay modülü gibi ) odaklarsanız arka plandaki parlak nesneleri ( yıldızlar ) gibi aynı poz içinde yakalayamazsınız” (A) ile işaretlenen noktaya baktığınızda ise ay modülünün karanlık tarafında kalan Amerikan bayrağını net olarak görüyorsunuz. Komploculara göre bu fotoğraf Ay ’ da çekilmiş olamaz. Zira eğer bir cisim Ay yüzeyinde gölgede kaıyorsa onu görmek imkansızdır. Çünkü Ay yüzeyinde atmosfer yoktur. Atmosfer içindeki hava molekülleri ışığı süzerek yansıtırlar ve yeryüzünde gölgede kalan noktalar bu şekilde görülebilir. Ay ’ da atmosfer olmadığı için gölgede kalan bir nesnenin kesinlikle görünmemesi gerekir. Peki resimdeki bayrak nasıl görünüyor ?

Bununla birlikte Ay yüzeyine düşen güneş ışığı kırılmadan ve süzülmeden geldiği için kör edici bir etkiye sahip. Bundan dolayı astronotlar güneş ışınlarından korunmak için % 95 altın alaşımlı başlıklar takıyorlar. Öyle ise güneşin vurduğu noktaların daha parlak gölgelerin ise tamamen karanlık olması gerekmiyor mu ? Ama NASA fotoğraflarındaki gölge tonlarının yeryüzünde çekilmiş fotoğraflardan hiçbir farkı yok…

Artıcıklara Dikkat!

Uzay fotoğraflarında resmi enlemesine kesen küçük artı (+) işaretleri sizin de dikkatinizi çekmiştir. Söz konusu artıcıklar kameranın bir parçasından kaynaklanmakta ve film ile kamera vizörünün (siperliğinin) arasında bulunmaktadırlar. Bu husus komplo teorisyenlerinin de dikkatini çekmiş olsa gerek buradan da ilginç noktalar yakalamışlar. Mesela yandaki resimde © ile gösterilen kısımda nasıl oluyor da resmin yarısı artının önünde yarısı arkasında olabiliyor ? Yoksa bu artıcıklar sadece saydam bir plastik üzerine işaretleniyor ve resimlerin üzerine mi yerleştiriliyordu ? Belki de bu resimde dikkatsiz teknisyenlerden biri plastik bandın kaydığını farketmemişti!

Dalgalanan Bayrak…

Apollo 11 astronotlarından biri ilk etapta Ay yüzeyine Amerikan bayrağı dikiyor. Bayrak açık vaziyette.Yandaki resimde ise bayrağı dalgalanırken görüyoruz. Atmosfersiz bir ortamda bu değişiklikler nasıl olabiliyor ve de en önemlisi bayrağı hangi rüzgar dalgalandırıyor ?

Güneş..??

(E) ile işaretlenen bölgedeki gölgenin eğer Ay ’ da atmosfer yoksa ve tek ışık kaynağı Güneş ise daha karanlık olması gerekiyor. (F) ile işaretlenen arka plan görüntüsünde de ufka doğru yaklaştıkça karanlığın çöktüğü görünüyor. Bu atmosferik coğrafyadan dolayı sadece yeryüzünde olabilecek bir görüntü. Normalde Ay ’ daki ufuk çizgisinin daha keskin ve parlak görünmesi gerekiyor. (D) ile işaretlenen bölgede ise gökyüzünde bağımsız bir cisim göz çarpıyor. Farklı resimlerde de göze çarpan bu cisimle ilgili bugüne kadar doyurucu bir açıklama yapılabilmiş değil. Burada devreye UFO ’ cular giriyor. Onlarsa Ay ’ a gerçekten gidildiğini ve resimde görünen garip cismin bir uçan daire olduğunu iddia ediyorlar.

Son Kanıt

Bir Bilim Adamının Bu Teorileri Çürütmek İçin Ay’a İlk Ayak Basıldığının En Büyük İspatı Olan Video Görüntülerini Tekrar İncelemek Ve ABD nin Aya Gitmedi Yalanını Çürütmek İçin Nasa’ya Yaptığı Başvuruya Aldığı Cevap…

GÖRÜNTÜLERİ BULAMIYORUZ

———————————————————————-
Ay’a gönderilen APOLLO uzay mekiğinden önce yüzlerce kez denemeler yapılmış ve bu denemeler hep başarız olmuş yüzlerce astronot hayatını yitirmiş. Apollo dan iniş için düşünülen (adını bilmiyorum) yukarıdaki resimdeki modül gönderilmeden önce Ay’a çok yakın iken çekilmiş gerçek resimler mevcut. Fakat bu resimlerden başka hiçbir resim ve belge Ay üzerinde çekilememiştir.
Hatta modülün mekikden çıktıktan sonra ne olduğunu dahi bilen yok…

Yapılan incelemeler sonunda ;

Bu resimlerin Apollo gönderilemeden önce yer yüzünde Ay daki hareketleri tam olarak sağlaya bilmek için yapılan simülatör olduğu ortaya çıkmıştır. Evet sonuçta oradaki resimler Dünya ’da çekilmiş Ay’ın simulatörüdür. Havada kalma mevzusu ise ; içi su dolu büyük bir cam vanusda yerçekimine alışmak için yapılmış ve resmedilmiştir. Resmin Ay’da çekildiğini söyleseyenler camın yansımasını hesaba katmamışlardı.

Sonuç olarak başarısızlığını Dünya’ya duyurmamak isteyen birisi kendini ıspatlamak için elinden gelen her türlü gayreti sarf etmiştir.
———————————————————————
Ay’a basılan ayağın izi ortada yok

Aya seyahatin orijinal görüntülerini incelemek isteyen bilim adamına NASA: “Görüntüleri bulamıyoruz!” dedi. “Zaten hepsi aaagahtı” diyen komplo teorisyenleri atağa geçti.

Benim için küçük insanlık için büyük bir adım…” Neil Armstrong’un 37 yıl önce dünya tarihine geçen bu sözünün artık hiçbir kanıtı yok. O anın orijinal görüntülerinin NASA’nın Maryland’deki üssünde kaybolduğu ortaya çıktı. Avustralyalı bir bilim adamı tarafından ortaya çıkarılan olay “ABD Ay’a gitmedi. Görüntüler stüdyoda aaagahlandı” aaaini savunan binlerce komplo teorisyenini de sevindirdi. Teorisyenler NASAnın sırrını örtbas etmek için kasetleri ortadan kaldırdığına inanıyorlar.

Tarihi önemi çok büyük
Ay’dan gelen görüntülerin tarihiyle ilgili bir araştırma yapan Avustralyalı bilim adamı John Sarkassian NASA’ya başvurarak kasetleri izlemek istediğini söyledi. Ancak tüm aramalara rağmen kasetler bulunamadı. Hiç kimse kasetlerin yerini bilmiyordu. Bu olay bilim dünyasını ayağa kaldırdı. Bilim adamları şimdi büyük bir engelle karşı karşıya olduklarına inanıyorlar. Orijinal görüntüler manyetik bantlara kaydedildiği için bozulma riskleri çok yüksek ve bir an önce bulunup dijital disklere kaydedilmeleri gerekiyor. Yoksa gelecek nesiller insanlık için büyük adımları sadece bozuk televizyon görüntülerinden izleyebilecek.

Detaylar görülemiyor
20 Temmuz 1969’da gerçekleşen seyahat NASA’nın zamanın son teknolojisiyle üretilen kameraları tarafından canlı olarak yine NASA’nın Kaliforniya ve Avustralya’daki televizyon istasyonlarına gönderildi. O zamanlar bu görüntüleri işleyecek teknolojisi olmayan televizyon kanalları ise orijinal görüntülerin yansıtıldığı perdelerden çekim yaptılar. Bu nedenle detaylar orijinallerindeki kadar net olarak görülemiyordu. Manyetik bantlı video kasetlere kaydedilen orijinal görüntüler ise 1970 yılında ABD Ulusal Arşivleri’ne kaldırıldı. Ancak görüntüler 1984’de hiçbir neden belirtilmeden Maryland’deki Goddard Uzay Üssü’ne taşındı.

Stüdyoya mı ayak basıldı?
Komplo teorisyenlerine göre aya hiç gidilmedi tüm görüntüler bir stüdyoda çekildi. ABD SSCB ile bir uzay yarışına girişmiş rakip uzaya insan göndererek öne geçmişti. NASA da buna karşılık Ay’a gittik yalanını uydurdu. İşte komplo teorisyenlerinin iddiaları:

70 kilo olan Neil Armstrong yüzeyde derin izler bırakırken 1 tonluk uzay aracı neden hiçbir iz bırakmıyor?

Astronot gölgede kalmasına rağmen nasıl bu kadar net ve parlak görülüyor?

Güneş gibi çok uzak bir ışık kaynağından bu kadar güçlü bir ışık gelip de taşların bu şekilde gölge yapmasına neden olamaz. Ama stüdyodaki spotlar yapabilir.
———————————————————————-
Aldatıldıysak Niçin ?

Komplo teorisyenlerine göre insanoğlu hiçbir zaman Ay ’ a gitmedi ve bizler Amerikan hükümeti tarafından aldatıldık. Peki ama neden ? Doğrusu bunun için öne sürülen sebepler en az Ay ’ la ilgili olanlar kadar ilginç. Üç nokta üzerinde birleşiliyor : Para dikkat dağıtmak ve uzay yarışını kazanmak. Komplo teorisyenlerine göre; Amerikan hükümeti uzay çalışmaları için 30 milyar dolar harcamıştı. Olası bir başarısızlıkta vergi konusundaki hassas kamuoyu bunun hesabını sandıkta soracaktı. Giden paraları taçlandırmak için böylesi parlak bir senaryo geliştirildi ve uygulandı. Gururlanan halk artık parasının peşine düşmeyecekti.

Bir başka iddiaya göre senaryo kauoyunun dikkatini dağıtmak için geliştirildi. ” Wag The Dog ” isimli filmi seyredenler hatırlar; ABD Başkanı ’ nın 12 yaşındaki bir kız çoçuğu ile ilişkisi vardır ve seçimlerden bir hafta önce medya bunu öğrenir. Kamuoyunun dikkatini dağıtmak isteyen Başkan Arnavutluk ’ a savaş ilan eder. İşte Ay uçuşları da aynı amaca hizmet ediyor. Buna göre Amerikan halkının kötü giden Vietnam Savaşı ’ na yönelik itirazlarını dindirmek isteyen hükümet sahte Ay uçuşlarını gündeme soktu. Dikkatle bakıldığında Vietnam Savaşı ’ nın bitimiyle Ay uçuşlarının bitirilmesi aynı döneme rastlamaktadır!

Son mantıklı açıklama ise iddia edilen aaagahın Sovyetler Birliği ile o dönemde yapılan kıyasıya Uzay Yarışı ’ nın kazanılmasına yönelik olduğu. Sovyetler karşısında daha fazla rekabet edemeyeceğine kanaat getiren ve aynı zamanda daha fazla para harcamak da istemeyen Amerikan hükümeti bir taşla iki kuş vurdu. Hem yarışa son noktayı koydu hem de rakibi karşısında yıllar boyu sürecek olan psikolojik bir üstünlük ele geçirdi. Bu ” Tamam biz bu işten çekiliyoruz ” demekten daha kolaydı üstelik…
———————————————————————————–
Akla direk gelen soru madem gidilmediyse hiç ayao zaman geçenlerde aya bilmem kaç dolara gittiği söylenen işadamları nereye gitti?

Ya onları da yediler ya da propagandanın bir parçası … (WWW.USLANMAM.COM)

 DİĞER GÖRÜŞLER(YENİŞAFAK.COM TR)

Sapla samanı birbirine karıştırırak ideoloji üretmeye çalışanlar, her zaman yapageldikleri gibi, hem kendi bilinçlerine hem de başkalarınınkine onulmaz zararlar veriyorlar.

Bana göre, “küresel ölçekteki saldırgan eylemlerinden dolayı ABD’ye öfke beslemek ve anti-emperyalist olmak” başka bir şey; “mankafa olmak” ise bambaşka bir şey…

Bu ülkenin sınırları içinde, “Ay’a iniş gerçek mi, değil mi” şeklinde özetlenebilecek komplo teorisi üzerine belki de en kapsamlı uluslararası araştırmayı yapmış ve elde ettiği bilimsel verileri 1998 yılında bir saatlik bir televizyon programı (Star), 2002 ve 2004 yıllarında da önce tam sayfalık bir gazete haberi, ardından da beş bölümlük bir söyleşi vesilesiyle (Yeni Şafak) Türkiye kamuoyuyla paylaşmış biri olarak kendimi, gençliğin bilime yönelik saygı ve inancını sarsmayı amaçlayan bu tür avâmî spekülasyonlara “Müslümanca bir tepki” vermek zorunda hissediyorum.

Konuyla, ucuz palavralardan uzakta, doğru düzgün ilgilenenler için, “Ay’a iniş operasyonunun neden düzmece olamayacağının” mantıklı gerekçeleri o kadar çok ki ben burada yalnızca bir kaç tanesini bilginize sunmakla yetineceğim.

Birincisi, 1969-72 yılları arasında gerçekleştirilen altı ayrı insanlı uçuşun ardından, astronotlarca mühürlenmiş özel çelik kutular içinde dünyamıza getirilen yüzlerce kiloluk Ay toprağı ve kayaları… Bunların bir tek gramının bile o tarihe kadar dünyamızda bir eşi yoktu.

İkincisi ise (ki bence bu Ay taşlarının dünyaya getirilmesinden bile daha önemli) değişik ırklardan, dinlerden ve kültürlerden gelip ortak bir ideal uğruna NASA’da toplanmış, Ay’ın fethine bütün hayatını adamış olan 6500 dolayındaki bilim insanının onuru… Tabiî, bu arada -üç tanesi 1967′de, daha henüz ilk kapsülün fırlatma rampasında denemeler yaparken feci şekilde yanarak ölen- 100′e yakın Apollo astronotunun insanüstü gayret ve cesaretlerini de hatırdan çıkarmamak gerekiyor.

Bundan iki yıl önce Boston’da ulaşıp Yeni Şafak adına uzun bir söyleşi yaptığım ünlü Müslüman jeolog ve gökbilimci Prof. Dr. Faruk El-Baz, söz konusu iddiaları kendisine hatırlattığımda, “Ay’a gidilmediğini ileri sürmek, böylesine zorlu ve karmaşık bir projeye yıllarını veren insanlara yapılmış açık bir hakarettir” demişti. Bilenler bilir; El Baz Ay’ın fethi konusunda sıradan biri değil, anılan dönemde NASA’daki bütün kritik kararları alan 3-5 lider kişiden biriydi. Bütün Apollo astronotlarını da bizzat o yetiştirdi ve Ay’a gidiş serüvenine yaptığı eşsiz katkılardan dolayı o günden bugüne kadar sayısız bilimsel ödüller kazandı.

(Kendisiyle yaptığımız Ağustos 2004 tarihli 5 bölümlük söyleşiyi ve Ay’a aslında hiç gidilmediğine yönelik iddialar hakkındaki ibretlik cevabını aşağıdaki linkte bulabilirsiniz. http://www.yenisafak.com.tr/diziler/nasa/index.html)

Nitekim, “Ay’a ayak basan ikinci astronot” olarak ünlenen Edwin “Buzz” Aldrin de bundan bir kaç yıl önce kendisine yanaşıp alaycı bir ifadeyle, “İtiraf et ihtiyar, aslında oraya hiç gitmedin değil mi?” diye gevelenen genç bir magazin muhabirine -70′li yaşlarında olduğuna aldırmaksızın- esaslı bir yumruk indirmişti. Kelleyi koltuğa alıp dünyanın en tehlikeli yolculuğuna çıktıktan sonra aynı söz bana da söylense ben de benzer bir tepki sergilerdim hiç kuşkusuz…

Ay yolculuğuna ait fotoğraf ve filmlerin aslında ABD’nin çöllük bölgelerinden birinde, yer altındaki gizli bir stüdyoda üretilmiş hileli görüntüler olduğuna ilişkin tez, ilk olarak 1980′lerde İngiliz fotoğrafçı ve belgesel film yapımcısı David Percy tarafından ortaya atıldı. Mesleği gereği optik ve ışık konularından iyi anlayan Percy, artık bu tarihî yolculuğun simgesine dönüşmüş olan bazı ünlü fotoğraflardaki ışık-gölge sapmalarından hareketle, Apollo Ay Programı sırasında bütün insanlığın kandırıldığı hileler yapıldığını öne sürdü.

Percy’nin görüntülerdeki anormalliklerle ilgili kuşkusu aslında bütünüyle boş da değildi. Çünkü yalnızca tek bir ışık kaynağının -Güneş- bulunduğu Ay’da, Apollo astronotları tarafından flaş ya da spot gibi ekstra bir ışık kaynağı kullanılmaksızın çekilen bazı fotoğraflarda, cisimlerin gölgelerinin güneş ışığının tam tersi yönlere düştüğü, bazen de birbirleriyle orantısız hâle geldiği görülmekteydi. Bir de Ay yüzeyindeki astronotlar, uzay araçları ya da yüzeye indirilen araç-gereçler gibi bazı canlı-cansız cisimlerin yakın plan görüntülerinde, aslında karanlıkta kalması gereken bölümlerin normalden çok daha fazla aydınlık, aydınlık görünmesi gereken bölümlerin de aşırı karanlık olduğu gibi, konuyla ilgili kuşkuları iyice artırıcı bulgular elde etti Percy. İngiliz araştırmacının iddiası açıktı. Bu fotoğraflar Ay yüzeyinde fazladan yapay ışık kaynakları olmadan asla çekilemezdi. Astronotlar da yolculukları sırasında böyle yapay ışık kaynakları kullanmadıklarına göre, bütün bu görüntüler güçlü spotlarla çevrili bir stüdyo dekoru içinde kaydedilmişti.

NASA ise ilerleyen yıllarda İngiltere ve ABD’de Percy’nin taraftarları iyice çoğalıp dedikodular çığırından çıkınca, bu iddiaların tümüne tek tek bilimsel cevaplar verdi. Herşeyden önce, astronotlar birer profesyonel film kameramanı ya da fotoğrafçı değillerdi. Her ne kadar belli bir süre bu gibi yan görevlerin yüzeysel eğitimini almış olsalar da insana tamamen yabancı bir ortamda, üstelik de o hantal giyisiler (özellikle de parmakları kıpırdatmayı imkânsız hâle getiren kalın eldivenler) içinde dört dörtlük netliğe, ışık ayarına ya da çerçevelemeye sahip film ve fotoğraflar çekebilmek mümkün olmuyordu. NASA grafikerleri de Apollo misyonlarından sonra dünyaya ulaştırılan on bine yakın fotoğraf karesi ve yüzlerce saatlik 16 mm film şeridi üzerinde -bunların özellikle medyaya promosyon amaçlı olarak dağıtılanlarında- göze hoş gelecek bazı “rötüşlar” yapmaktaydılar. Sözgelimi, uzay aracının gölgelik bölümünde kalan Amerikan bayrağının yapay yöntemlerle daha parlak ve görünür kılınması ya da astronotların toz toprak içinde kalmış giyisilerinin -katalog ve poster baskılarında yapılan titiz süslemelerle- gerçekte olduğundan daha gösterişli sunulması gibi…

Bu gibi görsel hileleri bugün dünyadaki bütün reklâm ajansları fazlasıyla yapıyor. Sonuç itibarıyla, uzay misyonlarına milyarlarca dolar harcayan NASA’nın da biraz karanlık çıkmış bir fotoğrafı ya da sinema filmini propaganda amaçlı olarak allayıp pullamaya hakkı var. Kaldı ki Percy gibiler topu topu 20-30 kare fotoğraf ve bir kaç dakikalık şaibeli film görüntüsü üzerinden atıp tutmaktalar. Oysa, günümüzde insanoğlunun Ay’a gidiş serüveninden geriye, aylarca hiç ara verilmeden ardarda incelense bile kolay kolay tüketilemeyecek kadar zengin bir görsel arşiv kaldı.

Sözün özü, bugünkü ABD yönetiminden alerji kapmakla, Amerikan sisteminin -aslında göçmen bilim adamları yoluyla insanlığın ortak zekâsını kullanarak- ortaya koyduğu bilimsel başarıları reddetme noktasına gelme safdilliğini mutlak surette birbirinden ayırmak gerekiyor.

Ay’a elbette ki gidildi. Bu -eğer bilim diliyle konuşacaksak- tartışılmaz bir gerçek. Hem de bir kez değil, Apollo 11, 12, 14, 15, 16 ve 17 uçuşlarıyla tamı tamına altı kez gidildi. Bu büyük başarının ardında da dünyanın her köşesinden gelip birbirine kenetlenmiş binlerce bilim insanının emeği, sabrı ve cesareti vardı. O 6500 kişi NASA’nın dev monitörlerinde günler, haftalar ve aylar boyunca ortak bir halisünasyon görmediler. Kendi alanlarında dünyanın en değerli bilginleri olarak kabul edilen Werner Von Braun, Gene Krantz, İslâm dünyasının gururu Faruk El-Baz, ayrıca onlara bu çalışmalar süresince var güçleriyle destek olan daha nice araştırmacı, bu kadar sefil bir yalanın oyuncağı olacak kadar basit, sıradan ve şahsiyetsiz tipler miydi?

Dikkat ediniz; burada 6500 kişilik bir “bilim insanları ordusu”nun -ki bunlar Ay yolculukları sırasında tek bir mekânda değil, hem ABD’nin hem de dünyanın dört bir köşesindeki laboratuar ve üslerde olayı takip etmekteydiler- 37 yıldır ağızlarından tek bir kelime kaçırmadan, bunu eşlerine, çocuklarına, kardeşlerine, arkadaşlarına bir an bile anlatmadan özenle sakladıkları “kollektif bir yalan”dan söz ediyoruz. Tabiî, bu arada, o dönemin komünist Sovyetler Birliği ve Çin hükûmetleri, Apollo uçuşlarını başlangıcından bitimine kadar ellerindeki bütün o gelişmiş iletişim araçlarıyla saniye bile sektirmeksizin takip ederken böyle bir yalanı yaşatmak nasıl mümkün olabiliyorsa!

Bence, ABD’ye ille de sahip olduğu “yüksek teknoloji” üzerinden bir eleştiri getirilecekse, “Ay yolculuğu aslında plastik maketlerle çekilen bir bilim-kurgu filmiydi” türünden gülünç komplo teorilerine hiç gerek yok.

1969 yılının görece sınırlı bilimsel imkânları içinde Ay’a insan gönderen, oradan dünyaya çağının çok ötesinde “teknik donanımlar”la canlı yayın yapmayı başarabilen ABD yönetimi, bugün Lübnan’dan yeryüzüne yayılan çocuk çığlıklarını algılayabilecek “insanî donanım”a ise sahip değil.

Bence asıl sorgulanması ve yargılanması gereken nokta da bu.

Yani, ABD’nin dünyadan uzaklaştıkça “insanlık”tan da uzaklaşıyor oluşu…

YAYIN TARİHİ: 18.08.2006

 

 

 

You can leave comments by clicking here, leave a trackback at http://wp.maviiklimler.net/aya-gerkten-gdm-yoksa-bu-b-komplo-teoralinti-yazi/trackback/ or subscibe to the RSS Comments Feed for this post.