EY KOCA TÜRK! TANRI DAĞLARINA UĞURLAR OLA!..

EY KOCA TÜRK! TANRI DAĞLARINA UĞURLAR OLA!..

…………………………………..Kavurucu Temmuz sıcağına rağmen bu gün ben hep üşüdüm!…

 Onu Hollanda’ya geldiğim yılın bir yıl sonrasın da tanıdım. Ülkücü Hareketin, Allah yolunda mücadelesinin en doruk noktası olan 1978 yılında Hollanda’daki yeni yeni teşkilatlanması dönemiydi. Ülkemizde ülküdaşlarımız canı pahasına İlah-i Kelimetullah’ı burçlara dikmek için şanlı mücadelesini şehitler vere vere sürdürürken, yurt dışında da şanlı hareketimizin yapılanması son süratle yapılıyordu. Biz genç ülkücüler, ülkemizdeki kavganın merkezinden de gelişimiz nedeni ile daha da heyecanlı, atılgan, bozkurtça duruşumuz bizleri, gurbet ellerde sahipsiz kalmış halkımıza önayak olmak, kültürümüzü, milli değerlerimizi ve hedeflerimizi onlara anlatmaya vazifelendirdik kendimizi… Milli ülkünün vatandan uzak diyarlarda da inkişaf etmesi için kolları sıvadık…

 Hollanda’nın liman şehri olan Rotterdam’da bir yer kiralandı. Başında Orhan Yılman adlı bir ülküdaşımız vardı. Ülkücü Hareketi Hollanda’da ilk başlatanlarımızdandı. O bizlerden daha önce gelmiş ve Rotterdam’da ikamet etmekteydi. Etrafına topladığı birkaç yiğitle bir araya gelerek; Hollanda Ülkücü İşçiler Derneğini kurmuş. Lahey’de benden birkaç yıl önce gelmiş arkadaşlarımızda bir teşkilat açmışlar. Hollanda’nın her köşesine ulaşılmaya çalışılarak ev teşkilatları kurulmaya başlandı. Amatör bir çalışma ile hiç kimseden destek alınmadan bir avuç diyebileceğimiz bir azınlıkla Hollanda’da Ülkücü Hareketi genişletmeye çalıştık. Seminerler hazırlanıyor ve seminerler açık derneklerde, dernek olmayan yerlerde de bulduğumuz kahvelerde (o yıllarda kahve bulmak hayli zordu) iki veya üç masayı birleştirip meseleleri anlatıyorduk. Türkiye’den getirttiğim Töre dergisi, Hergün gazetesini dağıtıyorduk arkadaşlarımıza. 

 Tercüman gazetesinde yazarlık yapan çok değerli büyüğümüz, Türkçü ağabeyimiz Altan Deliorman bey Hollanda’ya Tercüman okurlarına sohbetler yapmak üzere yollanmıştı. Biz Lahey’de bu konferansı üstlendik. Lahey’de bir yer ayarlandı sanırım bir cumartesi günüydü toplantı. Altan ağabey Merkezimizin genel başkanı Orhan Yılman, Tercüman gazetesinin Hollanda baş muhabiri Şadi Tatlı ve diğer misafirler toplantının yapılacağı salona giderken biz gençler üç hilalli, bozkurtlu tişörtler üzerimizde koridor oluşturduk. Zira, komünistler öyle bir yaygara koparmışlardı ki; Hollanda gazetelerine bizleri ”Faşistler, katiller vs.” tanıtmışlardı. O zamanlar yeterli lisanı bilen arkadaşlarımız olmadığından gerekli cevap verilememiş vermeye çalışan arkadaşlarımızın sözlerinede itibar etmemişlerdi. Komünistlerin istediklerini yazmaları işlerine geliyor olsa gerek tek taraflı habercilik yapıyorlardı. 

 Gençlerle kol kola girerek oluşturduğumuz koridordan Altan ağabey ve genel başkanımız salona girerken yüz metre ileride kudurmuş köpekler gibi bağrışıp çağrışan komünistler toplantıyı sabote etmeye çalışıyorlardı. Kısa boylu, etine dolgun, saçları arakaya taralı bir ağabey yanıma yaklaşarak ”Arkadaşlar aman sakin olalım. Bunların maksadı belli! Bizleri sabote etmeye çalışıyorlar. Biz ülkücüler akıllı olmalıyız” derken gözlerinde dokuz ışık parlıyordu. Sonra toplantı yapılırken içeride de sohbetimiz oldu bu ağabeyle. Tanıştık. Adının ; Hüseyin Dede Aksar olduğunu söylemişti. 1978 mayıs’ında tanışmamızın ardından kendisi ile devamlı görüşmelerimiz oldu.

 Başbuğ Alparslan Türkeş’in gerçek mana da askeri olan Hüseyin ağabey Tielburg şehrinde ikamet etmekteydi. Orada kurduğu teşkilatımızda gençlerimize ağabeylik, bilgelik, başkanlık yaptı. Teşkilatımızın genel toplantılarında, seminerlerde daima görüştüğüm, fikir ve tecrübelerinden feyizlendiğim ağabeyim Allah rızası için gönüllü, hatta evinin rızkından ayırabildiğini teşkilatına ve Türkiye’deki ülküdaşlarımıza gönderir adeta kol kanat olurdu bizlere. Hüseyin başkanımın yetiştirdiği ve damadı da olan Hakkı Yeşilyurt ve Sülayman Yalvaç gibi yiğitleri yetişti. Bir orduya bedel Bozkurt yürekli bu iki yiğidimizden Hakkı Yeşilyurt, kahpe bir tuzakla çapraz ateşe tutularak katledildi. Sülayman’ımız hala şanlı mücadelesine devam etmektedir. 

 12 Eylül ihtilali ülkücü hareketin üzerine kabus gibi çökerken, binlerce Bozkurt’umuz ve başta Başbuğumuz zindanlarda ihanete uğrarken, Hüseyin başkanım dimdik teşkilatının başındaydı.Bizlerle devamlı irtibatlı, o günün şartlarında yaptığımız özel toplantılarından bir taneside Lahey teşkilatında yapıldığında gelecekle ilgili düşüncelerimizi açıklamış ve Hüseyin başkanım söz alıp, o mağrur, yarınlarından emin adımlarla kürsüye çıkıp o tok sesi ile ”Selamünaleyküm Ülküdaşlarım, İhtilal oldu diye davadan korkup sinen ve kaçan olursa NAMERTTİR! Biz ki; Türk milliyetçileri, ülkücüleri olarak her türlü ihanetin ve alçaklığın karşısında granit gibi dikileceğiz! Başbuğumuz içeride diye bu davadan aramızdan çekilen olursa ilk yumruğu benden yiyecektir! Asıl mücadelemiz bundan sonra başlıyor!” dediğinde gözlerimizin ışığı bozkurt gözleri gibi ışımıştı.

 Hüseyin ağabeyimiz, başkanımız asla eğilmedi. 12 Eylül’ün o fırtınalı dönemlerinde asla bir adım bile geri atmadığı gibi bizlere manevi moral kaynağı oldu. Dinimizin vecibelerini harfiyen yerine getirir, sohbetlerini ayet ve peygamber efendimizin sözleri ile sürdürürdü. Eli yüzü nurlu bir ülkücü idi. Abdestsiz asla gezmez ve cebinde daima minik bir Kuran taşırdı. Fikri, zikri bize zıt insanların, Hollandalıların bile sevgisini, saygısını kazanmış, alçak gönüllü, derviş yapılı, evliya donanımlı başkanımızdı…

 Rotterdam’daki teşkilatın yerine Federasyon kurulma fikri geldiğinde teşkilatlarımız bayağı mesafe almış, Hollanda’nın en ücra köşelerinde bile teşkilatlarımız oluşmuştu. Federasyonu yine Rotterdam şehrinde elit bir kadronun sayesinde kurduk. Aradan bir kaç yıl geçti-geçmedi,hareketimizde çatlaklar oluştu. O zamanın başbakanı Amerikan uşağı Turgut Özal ve avaneleri hareketimizi bölmek için her türlü çirkef oyunlara girilmiş, 1985 yılında başımıza kötü durumlar gelmişti. Almanya’daki Türk Federasyon’u avlayan Özal, kancayı bizim Hollanda’daki teşkilatada takmıştı. Alçak adam, olmadık vaadlerle arkadaşlarımızın bazılarının kafasını çelmeyi başardı. Teşkilatlarda bir huzursuzluk başlamıştı. Bizler yine dimdik ayakta, davamızı, başbuğumuzun çizgisinden ayrılmayacağız tavrını koyarak, bu yolda yorulanlarla veya aldatılanlarla yollarmız ayrıldı. Hüseyin başkanım ve bizler bu bölünmüşlüklere aldırmadan Rotterdam şehrinde ikamet eden, tanıdığım günden bu zamana kadar davasından taviz vermeyen kadın kolları başkanımız Şehnaz Gök ve beyefendi eşi Süleyman Gök, Dordrecht şehrinden Ali Cerit bey, Lahey’den ben ve Ali Özdemir, Musa Yaman (geçtiğimiz günlerde hakkın rahmetine kavuştu. Mekanı cennet olsun Musa başkanımın) Amsterdam’dan Hikmet Yıldızeli, Ahmet Ceyhan ve bir çok arkadaşlar bir araya gelerek teşkilatlarımızı ele aldık. Ve federasyonumuzun seçimlerinde genel başkanlığa Hüseyin Dede Aksar başkanımız, beni de genel sekreterliğe getirdi arkadaşlarımız. 

 Bir gün Hüseyin başkanımla başbaşa vererek yapmamız gerekenleri planladık. Bu hareketi bölmeye çalışanlara karşı neler yapmamız gerektiği planlarını kurduk. Güzel bir ekip oluşturarak seminerci, eğitimci grubu hazırladık. Bir yıl boyunca bıkmadan usanmadan seminerler verdik. Allah’a çok şükür az zayiatla kritik durumu geçiştirdik. Bizden kopanlar Rotterdam’da teşkilat kursalar da, gözü çıkarlardan başka bir şey görmeyen bir genel başkanları hareketini geliştiremedi. Tek teşkilat olarak kaldılar ve o başkanlarıda Recep Tayyip Erdoğan İstanbul belediye başkanı olduğunda ona danışman yaptı birileri… Ama bizler şerefimizle ve Hüseyin ağabeyimizin ve bizlerin duruşu ile hareketimizin sancağı yerlerde sürünmedi! Yine yüreklerimizdeki o heyecan Bozkurtça kükredi!..

 Rahmetli Başbuğum, Hüseyin başkanıma çok değer verir, onu severdi. Sanki onunla arkadaş gibilerdi. Hollanda’da misafirimiz olduğunda Başbuğumuz, Hüseyin başkanım onu bir an bile yalnız koymadı. Lahey’de bizi ziyarete geldiğinde Başbuğum ona bazı özel durumları anlattığımda Hüseyin başkanıma dönerek; ”Hüseyin başkanım şu isimlerle yakından ilgilen” dediğinde başkanım ayağa kalkarak  hazırol vaziyette ”Emredersiniz Başbuğum” demişti tebessümle. Hüseyin ağabeyimin gülüşleri bile peygamber gülüşüydü…

 Aradan yıllar geçti… 

 Ben Lahey’de bir kaç arkadaşımla büyük bir teşkilat kurdum. Adı; HOLLANDA TÜRK İSLAM VAKFI. Büyük hedefler için kurmuştum. Başbuğuma yazdığım bir raporda ülkücü hareketin Hollanda da, hatta Avrupa genelinde üç ayak üzerinde teşkilatlanması gerektiğini ve bir ayağınında Vakıf olması şartının altını çizmiştim o raporda. Vakfımız, her türlü bilgi donanımına vakıftı. Dergi bile çıkarmaya başlamıştık; BİZİM BİRLİK adında. Hüseyin başkanım vakfımızı ziyarete geldiğinde nasıl mutlu olmuş, arkadaşlara dönerek ”teşkilatımızı daha da güçlendirin ve burada Ülkücü Hareket en büyük teşkilatımız olsun!” diye tenbihlemişti. Her zaman, her yardımımıza koşan bir büyüğümüzdü. Şahsen ben, bir ülküdaşımızın gönlünü kırdığına şahit olmadım..

 Teşkilat görevlerimizi diğer arkadaşlar devir teslim alırken, Hüseyin başkanımda memlekete dönmüş, zaman zaman gelip gidiyordu. Beni tanıyan arkadaşları gördüğünde mutlak selam yollardı. Ben de ona… Yılını hatırlayamadığım Federasyonumuzun kurultayında karşılaşmış, birbirimize nasıl sarılmıştık. Kendimi zor tutmuştum. Rahatsızdı. Sağlığında bozulmalar başgöstermişti. Hep duacısı olmuştum… ”Rabbim onu dertlerden uzak tut’ diye dualar dudaklarımdan hiç düşmedi onu andıkça…

 Zaten eski dostlarımızdan zaman zaman uzaklaştık. Bazı istemediğimiz dargınlıklar olsa da biz her şeyden önce ülkücüydük! Türk milletinin bizden çok büyük beklentilerinin olduğundan haberdardık ve bize bazılaırnın yaptıkları yanlışlıklardan dolayı ne davamıza, ne de arkadaşlarımıza küsme lüksümüz yoktu. Hem bizler niye ülkücü olmuştuk? Neden o kadar meşakkatli yollardan geçmiştik? Yaptıklarımız hayallerimizle uçup gidecek miydi? Tabi ki gitmeyecekti. Ne zorluklara göğsümüzü germiş, en belalı sokak kavgalarında alnımızın akı ile çıkmıştık! Geçen hatıraların hatırına, bir çay içmişliğimizin gönül birlikteliğine ihanet edebilir miydik? Biz etmedik! Hele Peygamber gülüşlü genel başkanım Hüseyin Dede Aksar, karıncayı, uçan sineği bile inciltecek yapıya sahip değildi. Babacan tavırları bizlere hep örnek oldu. Başkaları onun onurlu duruşuna hakaretler, alçakça saldırılar yapsalarda, o bizim yüreğimizde Alperen, Fatih, Yavuz, Yunus Emre, Taptuk Emre’ydi…

 Velhasıl koskoca çınar ayakta öldüğünü, hakka yürüdüğünü bu sabah Şehnaz Gök ülküdaşımın, bacımın, başkanımın bu sayfalarda paylaştığında haberim oldu. Beynimden vurulmuşa döndüm. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü sanki! Kürşat yürekli başkanım bizlere veda ederken hatıraları bir bir gözlerimin önüne akıverdi. Ağladım sessizce. Hıçkırıklarımı yüreğime gömdüm. Naşını omuzlayamamanın ezikliğinde kıvrılıp kaldım yerimde. Hollanda’da olsaydı iş yerimi kapatır koşardım Tielburg’a. Lakin uzaklardaydı. Aksaray ilimizde, vatan toprağında, güller içinde, ramazanın rahmeti ve bereketinde kutlu selaların eşliğinde, ALLAHUEKBER tekbirleri ile ebedi istirahatine yolcu edilecekti…

 Ülkücü hareketin pazarlandığı, alçakça saldırılar yapıldığı dönemde omuz omuza mücadele verdiğim Hüseyin Dede Aksar ağabeyime, genel başkanıma vefa borcumu nasıl öderim, ondan helallik alamadım diye nasıl için için yandım! Ey ulu Türk, onurlu ülkücü duruşun, ömrünün sonuna kadar o şanlı ülkü sancağını bir saniye bile elinden düşürmeden hakka yürüdün, Başbuğuma, Atsız Atama, Erenlerime yoldaş oldun. İnşallah Peygamber efendimize cennet-i aleada komşu olursun!

 Adın yüreklerimizde nişanedir ağabey!

O vakurlu duruşun hala gözlerimde,
Komünistleri korkuturdun ininde,
Bir ömür hakka yürüdün Peygamber izinde,
Ey koca Türk, Tanrı dağlarına uğurlar ola!..

 Hollanda’daki ülküdaşların seninle hep gurur duydu ağabey… Allah gani gani rahmet etsin sana. 

 Ruhun şad, mekanın cennet olsun şanlı BOZKURT!..

 
Zafer Direniş

25 Temmuz 2012  Çarşamba 21.00 Lahey

You can leave comments by clicking here, leave a trackback at http://wp.maviiklimler.net/ey-koca-tuerk-tanri-dalarina-uurlar-ola/trackback/ or subscibe to the RSS Comments Feed for this post.