GELİNCİK

GELİNCİK

  

    Gelincik denince; Hani o bahar gelince kırmızı, kırmızı açan çiçeklerden bahsetmiyorum.

Ege bölgesinde dere kenarlarında Mart ayında cemreler düştükten sonra çıkmaya başlayan, Mayıs ayı sonuna kadar yeşerip, yenilebilen bir ot. Birçok fakir sofraların katığı. Zengin ve orta halli sofraların salatası, oldukça yararlı bir sebze.

     

     Kimisi tere gibi, roka gibi yıkayıp, doğramadan salata yerine yer. Kimisi ıspanaklı ot böreğine benzer, börek yapar yer. Kimisi de, bulgur, pirinç, salça ilave edip lezzetli bir yemeğe dönüştürebilir. Ben gelincik otu salatasını çok severim. Grip, soğuk algınlığı gibi hastalıklarda vücut direncini artıran bir etkisi var.

 

    Her semt pazarı gününde, sabah erkenden pazara çıkar, köylü kadınların olduğu sergilerden birkaç kilo alırım. Üstelik çok da ucuzdur. Geçen hafta pazarın en uç noktasında bir sergide, yanında küçücük bebeğiyle duran bir kadından aldım. Eşimle beraber başında dururken bebek ağlamaya başladı.

“Biz bekleriz, hadi bak bebeğine” dedik. Sohbet sohbeti açtı; İzmir’e yakın olan Manisa köylerinden komşularıyla beraber gelmişler. Hepsini kendisi toplarmış, dere kenarlarından.

 

    “Niye gelincik demişler?” Diye soruverdim.

“Ne bileyim abi, genelde gelinler toplar bizim köylerde bu otu, vaktiyle bizim köye küçük yaşta gelin gelen biri, topladığı bu otlarla, üç aylık gelin iken dereye düşüp boğulmuş ölmüş.

Çok aramışlar, topladığı otlar suyun yüzüne çıkmış da gelin bir daha görünmemiş. Eskiden “kazayağı” denen otun adı o günden beri “gelincik” olmuş. Bize anlatılanlar böyle.”

 

     Yirmi yaşlarında bu gencecik kadın, bebeğinin eline biberonla süt verip, selenin kenarındaki paçavraların üstüne oturttu. Bir kilo gelincik otunu tartıp verdi.

 

      Biraz ilerledik, düşündüm kaldım. Birkaç sele otun topu, topu 20 lira ancak ederdi. Kimbilir ne kadar zamanda, kaç yerden toplamıştır garibim. Dönüp birkaç kilo daha alayım dedim, vazgeçtim. Çünkü bizim insanımız fakir de olsa gururludur, anlarsa üzülür. Bu gelincik satan gelinciğin yüzünde, hayata dair bir gülümseme, sımsıkı bir tutunuş vardı.

 

     Eve doğru yaklaşırken eşim dedi ki; Ot aldığımız gelinin de kocası askerdeymiş. Nerden biliyorsun dedim ”önceki hafta komşuyla gittiğimizde söylemişti” dedi. Üzüldüm.

 

    Anadolu kadını deriz ya, ekmeğini işte böyle dağdan taştan, dereden, tepeden çıkarır. Yinede hayata sımsıkı tutunurlar. Nasırlı, kınalı elleri ne kadar beceriklidir. Hayatın tüm acımasızlığına rağmen sevgiyle, gülümseyerek bakarlar hayata.

   

     Kimileri de, boyalı konaklarda, boyalar içinde, rastık kına derdine düşerler, bir gülümsemeye muhtaç giderler.

 

      Gelincik otu gibi doğal, gelincik otu kadar lezzetli olmak ne güzel. Dere,tepe demeden gür,bereketli çıkmak dünyaya,gülümsemek gelinler gibi şu fani dünyaya.

  

14-04-2010 Muharrem Karaoğlan

You can leave comments by clicking here, leave a trackback at http://wp.maviiklimler.net/gelc/trackback/ or subscibe to the RSS Comments Feed for this post.