ŞEHİDİN ARDINDAN

 

   “Vatan borcu diye gittin askere, şehit oldun oğlum. Vatan sağ olsun, Herkese nasip değil Şehitlik denen teskere. Şehit oldun oğlum, Vatan sağ olsun.”

 

    Bu ağıt, komşumuz Rahime ablanın oğlu Yakup’un ardından gözyaşlarıyla dökülen sözleriydi. Dün gibi hatırlıyorum.

 

    Apartmanın kapısına doğru yaklaşırken, bitişik binada alt katta oturan Rahime abla evinin kapısını süpürüyordu. Beni görünce,”Hoca efendi oğlum hasta filan mısın, pek dalgın geldin gözüme.” Dedi.

“Yok, abla, yorgunluk sanırım” Dedim.

Ayaküstü iki hal hatır sordum.

-Benim de bugün içimde bir sıkıntı var, yere göğe sığdıramıyor kendimi, kapıyı, bahçeyi bari süpüreyim de azcık zihnim dağılsın. Dedi

Askerimiz nasıl diye sorunca, iyi çok şükür, Allah devletimize zeval vermesin dedi. Vedalaştık.

    

     Rahime abla, eşini kaybetmiş üç oğlu ile kocasından kalan birkaç evlek fındık bahçesinin geliriyle geçinip giden komşumuzdu. Öz ablamız olsa, ancak bu kadar severdik. Çocukları da çok saygılı, efendi, delikanlıydılar. Askerde olan Yakup; Polis okulunu bitirip, bir müddet görev yaptıktan sonra, askerliğine karar aldırıp askerden sonra evlenmeyi düşünüyordu, sözlüsü de hazırdı. Diğer iki kardeşi okuyamamışlar. Yakup azmetmiş, annesinin inanılmaz gayretiyle Polis olmuştu. Mahalleye geldiğinde, gelişi belli olurdu. Uzun boylu, yakışıklı, kibar bir delikanlıydı. Bazen takılırdım; Yakup sen çok iyi niyetlisin, inşallah hırsızlar, hainler senin iyi niyetini suiistimal etmezler diye. Gülerdi.

 

     Akşam yemeğinden sonra mutfaktaki masada öğrencilerin yazılı sınav kâğıtlarını okumaya başladım. Apartmanın yan tarafından akan İncüvez deresinden alışık olmadığımız şekilde kurbağa sesleri gelmeye başladı. Balkona çıktım, hava yağmura meyilli, denizden doğru şiddetli bir rüzgâr esiyordu, girdim içeri. Yarım saat sonra elektrikler kesildi, dışarıda rüzgârın uğultusu, ortalığı yıkan kurbağa sesleri, içimde bir sıkıntı derken, yattım.

 

     Sabaha karşı sokaktan gelen ağlama ve feryat sesleri ile pencereye koştum. Yakup’un küçük erkek kardeşi beni görünce;”Abim şehit olmuş hocam” deyince, az kaldı pencereden aşağı düşecektim. İnanamadım, yüreğimin ortasına kocaman bir ateş kütlesi oturdu. Elbisemi nasıl giydim, kravatımı nasıl taktım bilmiyorum, indim aşağı.

 

    Rahime ablaya sarıldık, teselli ne mümkün? Yakındaki sağlık ocağından Doktor, Hemşire gelmiş iğne yapmışlar, bana mısın dememiş. Kolay mı, ana yüreği ve evlat acısı. Mevla’m kimselere yaşatmasın. Bir anda bütün Bulancak, Giresun ve köyleri sanki oraya toplandı.

 

   Öğle vakti yaklaşmıştı, kalabalık iyiden iyiye artmış, yağmur gözyaşları gibi şıpır, şıpır yağıyordu. Rüzgâr kesildi, uzaktan siren sesleriyle ambulans ve askeri konvoy kapıya geldi.

Konvoy durunca, yağmur bir anda kesilip, Güneş bulutların arasından kendini gösterdi. Daha fazlasına dayanamayıp, Şehit töreninin yapılacağı ilçenin en büyük camisi Orta Cami’ye gittim.

 

    Müezzinler o gün bir başka okudular salaları bütün camilerden. Günlerden Pazartesi olmasına rağmen, bütün resmi dairelerin memurları, insanlar, basın mensupları, askerler…

Ortalık epeyce kalabalıktı.

 

   Öğle namazı kılındıktan sonra, musalla taşında Al bayrağa sarılı şehidimizin başında Askerler ve şehidin kardeşleri duruyordu. Kadınlar, caminin arka tarafına toplanmış, tören için bir kürsü ve mikrofon konulmuştu. Cemaatin en arka sıralarına doğru bir yerde saf tutmuş, cenaze namazını kılmıştık ki,”öğretmen Muharrem Karaoğlan kürsüye” diye anons edildi. İnsanların arasından sıyrılarak anonsu yapan üsteğmenin yanına vardım.”Muharrem Karaoğlan benim, buyurun komutanım” Dedim.

Elime bir kâğıt tutuşturdu,”Şehidimizin cebinden çıktı, ailesi sizin okumanızı istedi garnizon komutanı konuşması bitince çıkıp okur musunuz?” Tamam, dedim.

 

    Garnizon komutanı konuşmasını yaparken,5-6 televizyon muhabiri kaydediyor, ben elimdeki on, on iki kıtalık elle yazılmış şiire göz atıyordum. Şiirin sonuna gelmeden, kendimi kürsüde buldum. Abartısız beş bin kişi vardı, bütün gözler yaşlı ve bana bakıyorlardı.

 

     “Şehit olursam, ağlama anam” Diye biten son mısraları kaldı aklımda. Farkında olmadan ağlamışım, şiirin ortalarına doğru geldiğimde beş bin kişilik bir ortamda, sessizliğin içinde kürsünün önünden uçup geçen beyaz bir martının kanat sesleri duyuluyordu.

 

      En son şehidimizin kendi yazdığı ve cebinden çıkan bu şiiri okuyunca, tabutunun başına geçip el attım ve şiiri küçük kardeşine verdim.

 

      O gün akşam televizyon haberlerinde göstermiş,”şehidimizin şiiri, dinleyenleri gözyaşlarına boğdu” diye haber geçmiş.

 

      İki yıl sonra tayinim Sivas’a çıktı, Rahime abla, her Cuma kapısına astığı Türk Bayrağını yıkar, ütüler tekrar asardı, sonra şehit oğlunun mezarını ziyarete giderdi. Aslında vakur duruşunun altında görünen ”şehit anası” olmanın bir gururu vardı.

 

      Aradan uzun yıllar geçti, lanet olası vatan hainlerinin kahpece tuzakları, kahpece kurşunlarıyla vurulan şehit haberlerini duyunca, hep Yakup’um gelir aklıma. Şiirini okurken beş bin kişilik sessizliğin öfkesi.

 

     İşte o gün binlerce, milyonlarca Yakup var bu memlekette diye düşündüm. Bu aziz vatan için, gölgesine sığındığımız şehit kanlarıyla şekillenen bayrağımız için, yedi düveli Çanakkale’de, Dumlupınar’da, Kocatepe’de, Sakarya’da nasıl dize getirdiysek; İçimizde beslenen hainleri de tereyağından kıl çeker gibi temizleyip atmasını biliriz.

 

     Bir Yakup şehit düşer, binlerce Yakup doğar “.Söz konusu vatan ise, gerisi teferruattır”

Tüm şehitlerimizin ruhları şad olsun.

 

03-05-2010 İZMİR

 

—————————————————————————————————————–

 

ŞEHİDİN ARDINDAN

  

Bulancak semalarında kara, kara bulutlar,

Günlerden Pazartesi, mevsim sonbahar,

Herkesin dilinde, acı haber, gözlerde yaşlar,

Bir Askeri pusuda alçakça vurmuşlar.

 

Siren sesleriyle dağ taş inledi,

Rüzgâr sustu, kuşlar sindi, yağmur dindi,

Yüreklerde bir acı, gönüllerde bir öfke;

Dağ gibi bir yiğit, kara toprağa girdi…

 

Şair; Muharrem Karaoğlan 26-11-1998

 

Şehit Yakup Özgen 1972-1998

Tokat Niksar Kırsalı 26- 11-1998

 

    

    

    

 

 


Image

You can leave comments by clicking here, leave a trackback at http://wp.maviiklimler.net/h-ardindan/trackback/ or subscibe to the RSS Comments Feed for this post.