HİÇ NASİHAT

   Öğretmenler odası kalabalıktı yine.Okulun en süslü öğretmeni,on ikinci sınıfların en haylaz öğrencileri gelmiş yine kahretsin diye yakınarak,kendisine bir fincan form bitki çayı doldurdu,yerine geçerken de boy aynasında kendine hayranlıkla baktı,on beşinde bir taze gibi   kıkırdadı…görüntüsünü beğenmiş bir edayla geldi masaya derin bir yudum aldı form bitki çayından.Ay otuz sekiz beden eteğime sığabilecem  artık  dedi ağzını  yaya yaya. Aklı başında diğer yeni matematik öğretmeni duymazlıktan geldi.Evet son sınıfların en haylazları gelmiş dedi.Süslü kadının zayıflığına ve zerafetine iltifat beklentisi gerçekleşmedi.

    On ikinci sınıflar,üniversiteye giriş sınavına bir iki ay kaldığında ,sınava iyi hazırlanmak umuduyla heyet raporu alıyor okula gelmiyordu.Onların aileleri heyet raporu alabilecek çevresi ve imkanı olan ailelerdi.Çocukları da zaten çok çalışan ve mutlaka kendilerince büyük ve iyi eğitim veren üniversitelerde okuması gereken çocuklardı! onlara göre. Oysa  her çocuk akıllıdır ve iyi yönlendirilir ve tanınırsa yetenekleri doğrultusunda eğitilirse  okur.İşte bu yüzden son günlerde sınıf mevcutları yarıya düşmüş ,okula en haylaz öğrenciler gelir olmuştu .ÖĞRETMENLERİN ŞİKAYETİ DE ONAYDI.Tecrübeli  edebiyat öğretmeni evet dedi ebula virüsü gibi öğrenciler gelmiş bu gün hep,çok dikkatli olmak gerekiyor.  Her an her şey yapabilirler, her şeye bulaşabilirler.Eskiden böylemiydi diye söze karışmak istedi mavi gözlü kel kafalı tarih öğretmeni.NE LAFTAN ANLIYORLAR ,NE SÖZDEN.

    Aslında dedi genç ve mükemmelci matematik öğretmeni,aslında hepsine basacaksın sıfırı okuldan atacaksın hem de! Doğru doğru diye onayladı sümsük kimya öğretmeni kapkara gözleriyle kapkara bakarak.

    Arkadaşlar diye söze girdi edebiyat öğrtmeni.Evet bunlar haylaz,çalışmıyorlar ,çok konuşuyorlar ama sonuçta daha gençler.İlerde akıllanırlar, bizi beğenmezler.Unutmayalım bizi onları eğitsin diye görevlendirmiş ve maaşlandırmış devlet.Öğrenciyle edişilmez,aramızdaki farkı gösterecek şekilde davranmalıyız. Hem öğrenciye sıfır vermek de neymiş? Sıfır bilgi öğrettin o zaman, kendine verirsin  o sıfırı.Pek hoşlanmadılar bu sözlerden ama umursamadı .Çünkü o insan yetiştirmenin güç olduğunu ve sabır istediğini biliyordu… Annesi,yavrum halden anlayan alim,halden anlamayan zalimdir derdi.EĞİTİM PSİKOLOJİSİ İSE EMPATİ DİYOR KENDİNİ karşındakinin yerine koymaya.O, EN İYİ EĞİTİMCİ VE EBEVEYNİN çocukluğunu ve geçliğini unutmayan  kişilerdir,sözünü çok sever ve benimserdi.

    Yalnız dedi,ben gençlerin öğüt ve nasihtten hiç hoşlanmadıklarına çok içerliyorum.Gerçi o yaşta belki bizler de bir parça öyleydik kim bilir…inanın hiç nasihat istemiyorlar hiç…Oysa Ömer Seyfettin’in ÜÇ NASİHAT öyküsünü biliriz değil mi? hepimiz.

Kadının biri kızına davranışlarını düzeltmesi konusunda uzun uzun nasihatlerde bulunuyormuş.BULUNUYORMUŞ AMA GENÇ KIZIN KENDİSİNİ dinlemeye hiç istekli olmadığını fark etmiş.KIZIM DEMİŞ bilirim öğüt dinlemek her insana olduğu gibi sana da zor geldi,şimdi söyle bakalım ,boş ver bütün söylediklerimi ,ben en son sana ne dedim? kız aptalca bir nazarla bakmış annesine ve demiş ki vallahi anne sen neler dedin bana bilmem ama  sen konuştuğun sürece köpeğimiz on beş sinek yuttu! DEMİŞ! Zavallı kadının halini siz düşünün…

    Sevgili arkadaşlar,şimdi ki bu zavallı aptalların ne gerçek köpekleri var, yuttuğu sinekleri sayacakları,ne de öğüt dinlemeye merakları.Hayvan,böcek ,çiçek gördükleri yok.Geçen gün benim oğlan sanal alemde kurduğu çiftliğindeki hayvanlarını yemliyordu da çok acıdım ona.HEPSİ GÜLDÜLER BU SÖZE. Hem genç onlar,çocuk daha bakmayın boylarının kazık kadar olduğuna.Hormonlu gıdalarla yapay ortam ve sevgilerle büyüyen hormonlu gençler onlar.ÖĞÜT VERMEK DÜNYANIN EN KOLAY  işi,dinlemekse en zoru!AMA ÖĞÜT DİNLEYEN NADİR İNSANLAR DA ,BAŞKALARININ TECRÜBELERİNDEN YARARLANMAYI BİLEN EN AKILLI İNSANLAR…

    Sohbet bu minval üzere sürerken .derse giriş zili çalar,genç ve ukala müdür yardımcısı kızkurusu hışımla içeri girer,tiz sesiyle güzel sohbeti bile irkilterek,arkadaşlar zil çaldı,sınıflarınıza…SANKİ o gelmese kimse gitmeyecek sınıflara…O DA HER İŞİN KENDİ SAYESİNDE olduğunu zanneden aptal memur tiplerindendir işte.O OLMASA OKULUN hiç bir işinin olmayacağını ,aksayacağını düşünmekle kalmaz,her fırsatta söyler de…Oysa en kolayıdır eğitimde idarecilik,müdür yardımcılığı.En zoru her gün o muazzam ve potansiel , kontrolsüz güçle beraber olmak,onlara bir şeyler öğretmek,ikna etmek,hele nasihat etmek,hele öğüt vermek.GÜNÜMÜZDEN ÜÇ BİN YIL önceki kil tabletlerde bile ,zamane gençliğinin hiç öğüt dinlemediğinden yakınıldığına gülümseyerek sınıfına çıktı tecrübeli gün görmüş edbiyat öğretmeni.Kapıdan gülümseyerek girdi,gürültülü sınıfa seslendi,iyi dersler gençler ,nasılsınız?ÖĞRENCİLER hamburgerlerinin son lokmalarını ağızlarına tıkıştırıp,kolalarının dibini içerken bir gayret  iyiyiz dediler.ÖĞRETMEN sevgiyle kendi çocuklarına bakıyormuş gibi   bakarken  ,her birine  daha iyi olun hepiniz dedi.O SORUMLULUĞUNUN BÜYÜKLÜĞÜNÜN FARKINDAYDI.Gerisi vız gelirdi ona.Elindeki malzeme ülkesinin geleceğini emanet edeceği TÜRK GENÇLİĞİ İDİ. VARSIN DİNLEMESİNLERDİ ÖĞÜTLERİNİ,KALIRDI KULAKLARINDA SÖZLERİNİN BİRAZI BELKİ….

ŞÜKRAN YARGI    SAZSIZOZAN

 29.04.2010   ANKARA

You can leave comments by clicking here, leave a trackback at http://wp.maviiklimler.net/h-nasat/trackback/ or subscibe to the RSS Comments Feed for this post.