HAMALIN HİKAYESİ

 

            Zengin bir adam şu mal ve dünyalık heveslerin peşinde koşanlara bir ders vereyim demiş olmalı ki.
            Bir gün ikindi sonrasında cenaze namazı kılınmakta olan bir cenazenin başında, bu mevta ile kabirde bir gece sabaha kadar kim kalırsa malımın üçte birini vereceğim demiş. Buna teklifi kabul etmeye kimse cesaret edememiş. Orada ki cemaatin arasından bir hamal korksa da baya bir yüklü mal veya para vadiadini duyunca ben dururum demiş. Dünyalık mal sevdasına bunu kabul etmiş. Noter çağırıp kayıt altına almışlar malımın üçte biri olan şu kadar malı vereceğim diye imzalamış adam şartnameyi.
            Sonra cenazeyle birlikte hamalı da gömmüşler cenazenin yanına, tabi havalandırma için gerekli tedbiri de almışlar. Münker-Nekir melekleri gelmişler sorgu için. Demişler ölü zaten bizim. O bir yere gidemez. Biz önce canlıdan başlayalım sorguya demişler.
            Başlamışlar sorguya; sen kimsin, dinin ne, kitabın, peygamberin, kıblen neresi derken; sen ne iş yaparsın demişler. Demiş hamal, hamallık yaparım. Malının şükrünü eda ettin mi? demişler. Malım yok tu ki; demiş. Ben insanların taşınacak mallarını taşıyarak, akşama kadar çalışıp sabaha kadar yiyorduk. Neyle taşıyordun o malları demişler. Urganım vardı o urganla taşıyordum demiş hamal.
            Neyle ve nerden aldın o urganı diye esas sorgu başlamış ve sabaha kadar devam etmiş. Urganın hesabını verinceye kadar sabah olmuş. Sabah komşular gelmişler ve mezarı açmışlar. Hamal mezardan çıktığı gibi son surat kaçmaya başlamış. Ya gel nereye gidiyorsun söz verdiğimiz üzere vaat ettiğimiz malı vereceğiz demişler. Hamal yok demiş, yok istemem. Ben sabaha kadar bir urganın hesabını veremedim. Sizin o bana vereceğiniz malın hesabını hiç veremem demiş kaçmaya devam etmiş.
             Kazandığımız malın zekat’ını, öşür’ünü vermiyoruz. Fakirler bizimle mi kazandı diyoruz. Borcumuz olduğunda hiç ödemeyi düşünmüyoruz. Alacağını isteyince, alacaklıya kızıyoruz. Alacağımız olduğu zaman yakasına yapışıyoruz ama. Bu da yetmiyor, gasp ediyoruz gücümüz yeten adamın malını. Bu da yetmiyor, çalıyoruz diğer insanların paralarını ve mallarını.  
             Şunu unutmayın sevgili kardeşim. Allah günahları affederim bana dua edin, benden af dileyin buyurur. Doğrudur ama birde kul hakkı ile bana gelmeyin. Kul kendi hakkını helal etmedikçe ben bir şey yapamam buyuruyor. Kul hakkı kula ödenecek. Hakkı gasp edilen ve üzerinizde hakkı olan kişilerden helallik alınacak. Sonra Allahtan af ve bağışlanma dilenecek. Tamam, Allah rahim ve rahmandır. Dua edip, af dileyip kendimizi ve günahlarımızı belki affettirebileceğiz. Ya kul, ya kul affeder mi hakkını, hakkın bize en çok lazım olduğu yerde? Kula yaptığımız saygısızlıkları yapma deyip durduğu halde yaparsak affeder mi?
Hiç zannetmiyorum.
             Hele bu hak kamu hakkı ise vergi kaçağı, arazi gasp etme, elektrik parasını ödemeyip topluma ödetme, kaçak elektrik kullanma, vs. gibi. Acaba hak sahipleri haklarını helal eder mi? Tüyü bitmedik yetimleri nerde bulup helalleşeceksin. Hangi biriyle helalleşeceksin. Allah üzerimizde Kul hakkı olmadan ve mümin olarak öbür aleme iltihak etmeyi cümlemize nasip eylesin.
Feyzullah Kırca
Akbaşlar Köyü / Dursunbey

You can leave comments by clicking here, leave a trackback at http://wp.maviiklimler.net/hamalin-hayes/trackback/ or subscibe to the RSS Comments Feed for this post.