HEY EVLAT

Hey evlat!
Sen beni tanır mısın? Kim olduğumu biliyor musun sen? Ben var ya ben, ben neler gördüm be evlat. ne kabadayılar, ne jönler, hatta ne hayat kadınları ve ne hanımefendiler. Ne aşklar yaşadım. ne dini bayramlar, ne sosyetik balolar gördüm ben.

Şimdi hepsi bana acı birer tebessüm. Kusura bakma, çenem düşüktür biraz ama anlatmazsam çatlarım evlat.

Sene kaçtı, hatırlayamam. Yeşilçam’a gittim bir gün. Turist Ömer, Horoz Nuri, Dümbelek Hüseyin yanlarına Kadersiz Kazım’ı da almışlar, gazozuna eşli pişti oynuyorlar. Diğer masada Ustra Kemal oturmuş; yanında bir sürü aylakçı psikopat tip. Ustra, anlatıyor da anlatıyor. Adamın orasından girmiş de burasından çıkmış. Derken kapıdan giren Karamürselli Deli Hızır, tabir-i caizse hızır gibi yetişti oraya yetişmesine ama
“- O kadarsan, erkeksen gel beni de deş uleyn” demez mi? Hepimiz sağa sola savruluverdik. Bu arada Horoz Nuri ile Turist Ömer de otomatikman mağlup oldular. Birkaç gün sonra haberini aldık; Deli Hızır’ın onbeş yıl mahpus cezasına çarptırıldığının. Tabii aralarındaki mesele seneler sonra çıktı günyüzüne. Meğer bu magandaların ikisi de Taşbebek Gönül’e yanıkmış. Sırf bu yüzden biri girdi kodese, diğeri de kabire. Taşbebek’i sorarsan yemediği nane mi kaldı?

Bir gün yine bir partideyiz. Ben, beraberimde Çelimsiz Hasan, Bıngıldak Rıfkı, Parçala Behçet ve Kabzımal Osman. Boğazın kenarında kocaman süslü bir yalı. Senin şimdi filmlerde bile rastlayamayacağın türden. Yalı sahibinin bir akrabası gelmiş taşradan. Sosyete kısmı da illa ki dalga geçecek ya çocukla, yeyiverdi Fabrikatör Cemal Bey’in kızı Nihal, tokadı çocuktan. Tokadı yedi ve uzandı herkesin gözleri önünde yere iki seksen. Üç ay geçmedi ki aradan o çocukla evlendi bu burnu büyük körpe. Laf aramızda ayrılmadılar ama birbirlerini kimlerle aldatmadılar ki.? Boşver zaten sen bunları, bu sosyete kısmı hep böyle değil mi?

Daha bu hafızada ne anılar var bilsen. Lakin, sen beni dinlemiyor musun yoksa? O da nesi? Kusura bakma evlat, anlayamadım dilsiz olduğunu. Ama diğer taraftan da sevindim sağır olmadığına.

İşte ben, böylesine şaşaalı bir hayattan geri kalan geveze bir et-kemik bütünüyüm artık. Ayaklarım artık zor taşıyor bedenimi evlaaaaat. Oysa bu ayaklar nereleri, nereleri gezdi zamanında. Emirgan Korusu’ndan tut, Sarayburnu, Adalar, koca bir İstanbul. Kimlerle yoğurdunu yemedim ki Kanlıca’nın. Kimlerle faytonlarına binmedim İzmir’in. Kimlerle Sirkeci-Kadıköy vapurunda sohbet etmedim. Kimlerin setlerinde bulunmadım o unutulmaz filmlerin çekilişinde. Kimlerle sırt sırta dövüşmedim sur diplerinde. Kimlerle küfelik oluncaya kadar kadeh tokuşturmadım. Kimlerle evine, arabasına kumar oynamadım. Kaç kadını koynuma aldım, kaç kadının koynuna girdim. Anlıyorsun değil mi evlat. Ama bir kadın girdi ki hayatıma; hiç bir kadında onda duyduğum hisleri bulamadım. O’nun yokluğunda hiçbir kadın dindiremedi kalb-i hicranımı. Adı Melek idi. Kadıköylü Melek. O’nun için giderdim Kadıköy’e ekseri. Şimdi Altıyol denen yerde otururdu. Pazar sabahları buluşurduk önceleri, her yerini gezerdik bu İstanbul’un. Denk gelirse maça giderdik bazen de. O, Fenerli idi, bense Galatasaraylı. O zamanlar tribün ayrımı yok. Beraber oturur seyir eylerdik müsabakayı. Ah Metin Oktay, neler kazandırdın o zamanlar bana sen. Fakat evlat, hayat hep böyle toz pembe yürümüyor. Bir de bakıyorsun trikotaj ve tekstil sektörüyle bir ilgisi olmamasına rağmen ağlarını örüveriyor kader. İşte ben de böyle koptum Melek’den. O zamanlar tıp ileri değildi. İnce hastalık dedi hekimler. Kırk günü bulmadı, ellerimle verdim kara toprağa. Sen böyle bir acı yaşamazsın inşallah.

Ne o, gidiyor musun evlat? Daha bitmedi ki anlatacaklarım. Neyse adımı soracak olursan tanırsın mutlaka. Ben bütün o hayatın ve kalabalığın içindeki en büyük yalnızlıktım.

Hadi, hadi kal sağlıcakla evlat. Evdekilere selam.

11 nisan 2003 cuma
07:05

murat ata
(atasiirsel)

You can leave comments by clicking here, leave a trackback at http://wp.maviiklimler.net/hey-evlat/trackback/ or subscibe to the RSS Comments Feed for this post.