kaybettigimiz kendimiz

KAYBETTİĞİMİZ KENDİMİZ

  

Belki de bana gerici diyeceksiniz ama deyiniz! Ben yine de söyleyeceğim.

 

Ben çocukluğumuzda kalan Elbistan’ı özlüyorum.

 

Kar yağdığında kızılca obadan, gariplikten aşağıya doğru kırdığımız iskemlenin veya süllümlerin üstünde neşe içinde kaydığımızı, bizleri bize kaynaştıran o dostlukları özlüyorum. 

 

Uzun gecelerde gece yarılarına kadar komşu çocuklarıyla oynadığımız oyunları, karnımız acıkınca kimin evinde yiyecek hazırsa orada karnımızı doyurmayı, peynir dürümlerini özlüyorum.

 

Yazlık ve kışlığıyla ailelerin topluca ve nişanlıların sevinçle gittikleri, duygusal filmlerde hıçkırarak ağlamaları, Emek, Saray, Dilek sinemalarını özlüyorum.

 

Elbistan’ın yeşilliklerle kucaklaşmış halini.

Tabak kaldıranda, su çatında arkadaşlarla kaynaşmaları, top oynamaları, birbirimizle güreşmeleri ve değişik oyunlar oynamayı ondan sonrada çimmeyi özlüyorum.

 

Bahar geldiğinde yiyeceklerin alınarak ağaçlıklara, yeşilliklere, dağ eteklerine giderek komşularla eğlenceler içinde piknik yapılmasını, hıdrellezi, nevruzu karşılamayı özlüyorum.

 

Simit satarken öğretmenimi gördüğümde ki heyecanımı, yanlış hesap neticesinde az alınan para nedeniyle tahtaya kaldırılışımı, az aldığım için yediğim tokadı,  simit satarken kaybettiğim parayı bulamadığımda komşumun bana verişindeki sevincimi özlüyorum.

 

Neşe içinde kutladığımız dini ve milli bayramları, milli bayramlarda okulların yaptığı gösterileri panayır havasında seyretmeyi, seyircilere soğuk su, Hasan ağanın gazozunu satmayı, Hacı ağanın pambıklı şekerini, MHL nin aktivitelerini özlüyorum.

 

Her mahallede hatta köylerimizde ayrı ayrı kurulan spor takımlarını. Bunların yaptıkları maçları, yarışmaları özlüyorum.

 

Evlerin önündeki bahçeleri, bostanları, tandırda imece usulü ekmek eden kadınları, damlarda asılı sucukları, hele de o sucukları aşırmayı! Özlüyorum. Elbistan’ın üstünden sürüler halinde uçan,  bahçelerimizde cıvıl cıvıl öten kuşları özlüyorum.

 

Ceyhan’ın tertemiz, doğal akvaryum gibi akışını, her noktasından su içebilmeyi, küçük ceyhanı, potpotuyu, etrafındaki otları, kenarındaki bahçeleri, içinde yüzen çocukları özlüyorum

 

Okulların getirdikleri değişik sihirbazları, cambazları, tiyatroları özlüyorum.

 

O günlerde bu günleri yaşatan, kafeterya gibi olan, adeta birer kültür evi gibi çalışan avcılar kulübünü, öğretmenler derneğini özlüyorum.

 

Rahmi Eray, Ağırdönüm cay ocaklarını özlüyorum.

 

Cenklerin anlatıldığı oda sohbetlerini, okuma alışkanlığımızı kazandıran cızgı kitaplarını özlüyorum.

 

Her akşam bir evde toplanarak yapılan sohbetleri, oynanan oyunları, yaşanan kardeşlikleri özlüyorum.

 

Okuyan, düşünen, araştıran insanların sayıldığını, onların üretken çalışmalarını, toplumu kardeşlik duyguları içinde tutma mücadelelerini özlüyorum. 

 

Televizyonda haberleri izlerken, gazeteleri okurken dostlukların bittiğini, insanların birbirlerine düşmanlıklarını, yanlışlarını, ihtiraslarını, kavgalarını, ölümleri, her gün yapılan ihtilalleri gördükçe gelişiyor muyuz geriliyor muyuz diye düşünüyor dünü bir kez daha özlüyorum.

Dünde kalan, dayanışmayı-anlayışı-saygıyı-sevgiyi-dostluk dolu yaşayan sosyal toplumu özlüyorum.

Hasılı dünde bıraktığımız kendimizi özlüyorum.

11.03.2010

  

Gazi DEDELER

               

You can leave comments by clicking here, leave a trackback at http://wp.maviiklimler.net/kaybettigimiz-kendimiz/trackback/ or subscibe to the RSS Comments Feed for this post.