kuzguni

 

KUZGUNİ


Sen gittin gideli sevgili, bütün renklerim kuzguni.
Sen gideli sevgili, yılgınlığım artmakta sensiz tükettiğim hayatımdan.
Geceleri, gülümseyen yüzünün düştüğü odamın beyaz tavanında uykuya dalıyor, sabahı yorgun gözlerle karşılıyorum.
Yorgun gözlerimi kamaştıran güneş dahi aydınlatamıyor, gidişinin kuzguni kıldığı renklerimi. Sensiz güneş batımında kızıllarda yanıyorum. Kızıl güneş batımında hayallerimi öfkeli yüreğimde sakinleştiriyorum, ertesi güneş doğumunda parıltısıyla ışık tutacakmışçasına hayallerime.
Bir bilsen sevgili, sensiz dünyamda doğan tüm güneşler kuzguni.

Adım adım ilerliyorum olmayışının çılgın su dalgalarına, masmavi denizlerde boğulurcasına. Denizlerin derinliklerinden inci taneleri avuçluyorum, yokluğunda boğulmaya alışırcasına. Koyu mavilerden açık mavilere yol alıyorum, seni yitirişimde solarcasına. Sonrada bembeyaz bulutlara yükseliyorum, bana döneceğinin ihtimallerini çoğaltırcasına.
Bir görsen sevgili, sensiz tüm denizlerim, bulutlarım kuzguni.

Mevsimler değişiyor boşluğunun beni değiştiremeyişine inat. Sensiz sonbaharı karşılıyorum, ardından karşıladığım sonbahardır ümidiyle boğazımda düğümlenen umutlarımı yutkunurcasına.
Yokluğunda son yaprak döküşümdür fısıltılarıyla acabalarıma tutunuyor,  adımlarımda hışırdayan bozrak yapraklarımı avuçluyorumı   seni çağırırcasına.
Bir duysan sevgili, sensiz tüm seslerim, yapraklarım kuzguni.

Ay ışığının düştüğü odamda yokluğuna dalıyorum rüyalarıma düşersin ümidiyle, sabahta sokakları kaplayan karların aydınlığı ayıltıyor beni. Adını yazıyorum ardından yüreğime yığılan karlara iz bırakırcasına. Çığlar düşüyor yokluğunun dondurup savunmasız bıraktığı yüreğime. Adını haykırdığım nefesimle ısıtıyorum yüreğimi, kirpiklerimi kaplayan bembeyaz karlarla yaşatıyorum bu canı bana döneceğine inanırcasına.
Bir bilsen sevgili, yokluğun bütün beyazlarımı nasıl kuzguni kılıyor.

İlkbaharlara yürüyor tohumlanıp serpilen çiçeklerle konuşuyorum, dönecek bana geri diyorum sır verircesine. Gelmeyeceğinin habercisiymiş gibi yüreğimi yağmalarcasına dolular vuruyor çiçeklerime. Kabukçuklarının altında yeni filizlenen yemyeşil dalların gölgesine sığınıyorum ilkbahar yağmurlarına yalvarırcasına.
Gözyaşlarıma karışan yağmurlara bir sorsan sevgili, yokluğun yeşillerimi nasıl kuzguni kılıyor.

Mevsimleri devirip gidişinin o yaz gecesine geldim, oysa sen yoksun hala sevgili. O günden bu güne yokluğunun işgal edemediği bir tek beyaz sayfam kaldı yüreğimde, şimdi bu satırları yazıyorum yokluğunun kuruttuğu gözbebeklerimde kalan iki üç damla gözyaşımla.

Bir zamanlar kırmızı güller sunuyordun avuçlarında, beyaz papatyalardan taçlar yapıyordun saçlarıma, pembe panjurlu evler satın alıyordun kaderden bana.
Oku şimdi sevgili, düşlerimde avuçlarında sunduğun güller kanıyor gözlerime dayanırcasına.
Saçlarıma taç yaptığın papatyalar ağlıyor yüreğime damlarcasına.
Hayallerimdeki pembe panjurlu evler sarsılıyor yıkılırcasına.
Düşlerim karaya çalan kuzguni renkte düşüyor artık yorgun gözkapaklarıma.

selma koç

You can leave comments by clicking here, leave a trackback at http://wp.maviiklimler.net/kuzguni/trackback/ or subscibe to the RSS Comments Feed for this post.