LAHEY’DE BİR PAZAR HATIRASI …

 

LAHEY’DE BİR PAZAR HATIRASI …


Haftanın telaşlı yorgunluğu ile gelen pazar gününe güneşli güzel bahar havası ile merhaba diyorum. Hergün davetsiz misafirlerim güvercinlerin ve martıların evimin damında bana seslenişleri ile uyanıyorum. O tatlı seslerinin anlamını kavrıyor ve hemen kalkıyorum yatağımdan. Lavaboya gidiyor; elimi, yüzümü yıkadıktan sonra birkaç dilim ekmek alıp, dilimleri küçük küçük parçacıklara ayırıyorum. Minik bahçemin kapısını aralıyor, bakıyorum onlara. Geleceğimden emin olduklarından hazırol vaziyette yerlerini almışlar.Beni hiç yalnız bırakmayan güvercinlerim göz kırpıyorlar onlara göründüğümde . Gülümseyerek onları samimiyetim ve özlemle selamlıyorum. Ne tatlı şeyler…

Parçacıklara ayırdığım ekmeği ikram ediyorum onlara. Koşup geliyorlar ve o şirin gagaları ile kahvaltılarını yaparlarken süzüyorum canlarımı. Bir çok şiirlerimin vazgeçilmez arsız martısı ciyaklıyarak dalıyor güvercinlerimin sofrasına. Kerata çok kavgacı bir tip olduğundan bizim mazlum güvercinlere efelik, külhanbeylik yapıyor. Bir an düşünüyorum ’ herhal de bu da bizim Kasımpaşa’lı Reşo gibi :)))’ diye… Onlara yedirmeyecek anlaşılan. İçeri girip ona da ayrı ekmek hazırlayıp veriyorum. Teşekkürlerini kanat çırparak sunarken bana ’ eyvallah dostum’ diyorum. Onlar benim zamansız gelen en sadık misafirlerim ve dostlarım. O kadar çok seviyorum ki onları; bahçeme oturur, onlarla sohbet eder, bazen de onlardan aldığım ilhamlarla şiirler karalarım. Tavşan kanı çay ve kahveler yudumlarken kuşların cıvıltılarında ruhumun yorgunluğunu dinlendirir, memleket düşleri kurarım bahçemde. Kilometrelerce uzaklardaki sevgiliye hasret ve gözyaşına banmış şiirlerimin beşiğidir minicik bahçemin doyumsuz güzelliği…

Kahvaltı yapma sırası şimdi bana geldi. Su kaynatıcısına su doldurup basıyorum şalterine. Soframı hazırlıyorum. Ülkemin zeytinlerinden, kaymagından, balından, peynirinden ve bizim ekmeğimizden bir kaç dilim soframda yerini alıyor. Kaynayan suyun fokurtusu geliyor mutfaktan, alıp getiriyorum. Hazır poşet çayı sallandırıyorum bardağıma, üç şeker atıyor, şıkır şıkır karıştırıyorum. Kara zeytinimizden atıyorum ağzıma, cillop gibi. ’Bizim memleketin herşeyi zaten cillop gibi’ deyip kahvaltıya yumuluyorum. Acele etmem gerekiyor, bizim takımın kaptanı Kees (keş) dün mesaj atmıştı telefonuma maçımızın saatini bildirmek için. Maçımız sabah saati 10.30 da idi ama benim kulüpte saat 10.00 da orada olmam şart olduğu için acele etmem gerekiyordu kahvaltıda. Onbeş dakikaya sığdırmalıydım kahvaltıyı. Bir ondan, bir bundan, birkaç fırt çay yudumlarken saatim geldi. Akşamdan hazırladığım çantamı kaptığım gibi fırladım dışarı. Arabamın marşına basmam ile kalkmam bir oldu. Tekerlerden cayırtılar kopsada basıp gaza; ’dön gel birtanem’ türküsünü çala çala vardım kulübe. Takım arkadaşlarımın hemen hemen hepsi kantinde yerlerini alıp, sabah kahvelerini yudumluyorlardı. Frans ’ Zafer masadaki kahve senin, alabilirsin’ dedi. Ona teşekkür patlatarak, evdeki çayın üstüne birde kahve yuvarladık mideye…

Karşı takımdan henüz kimse gelmemişti. Maçın başlama saatine nerdeyse beş dakika vardı. Biz kalkıp soyunma odasına giderken karşı rakip geldi. Yalnız iki adamları eksikti. Gece eğlencesinde kafayı fazlaca mı demleyip uykuya kalmışlar diye takılırken onlara, biz soyunma odasına geçtik. Mavi formalarımızı giyip sahaya çıkıp, sınma hareketlerine başladık. Ben sahayı yarım tur atarak kaleye şut atmaya başladım. Mark libaromuzdu ve kaleci ısınma hareketini yaparken kaleye geçerek ’ Zafer otuzbeş metreden bana gol atabilecek misin?’ derken, ’deneriz be Mark’ dedim. Topu diktim ’geliyor Mark’ der demez öyle bir şut attım ki… Mark uzansada direğin doksan noktasından vurarak köşeye takıldı top. ’ne oldu Mark’ derken gülüyorum ’ ya biz Türkler böyle işte doksana takar geçeriz :)))’ dedim …

Karşı rakibin santra vuruşu ile başladı maç. Ben sağ ayak olmama rağmen dokuz yıldır sol bekte oynarım. Yani, iki ayağımıda kullanırım, o yüzden sol bekte asla zorlanmam. Maç bizim üstün oyunumuzla devam ederken birinci yarıyı 3-0 önde kapadık. Golümüzün üçünü de sol ayağımız Mayk atmıştı. Devre arasında çaylarımızı yudumlayıp ikinci yarıya başladık. Sayısız gol fırsatlarını kaçıran, bonkörlükleri tutan ileri üçlümüz işi yavaştan almaya başladı derken libaromuz Mark’ın bir hatasında rakip bir gol attı. Rakibimiz golden sonra tempolarını yükselterek bir serbest vuruş kazandılar. Sert bir şut ve kalecinin büyük hatasında top ağlarımızla kucaklaştı. 3-0 dan 3-2 duruma gelmemiz biraz moralimizi bozdu. Tempomuzu ve hırsımızı artırarak rakibi bunalttık. Kazandığımız kornerle ben hemen ileriye fırladım. Kafa şutlarım çok isabetli ve sertti. Jeff ’in enfes ortasına yükselerek sert bir kafa şutu ile vurdum topa. Kalecinin şaşkın bakışları arasında top ters köşeye füze gibi çakıldı. Beni kutlamaya koşan arkadaşlarla ’çak’ yapıyoruz. Skor: 4-2. Maç bu sonuçla bitiyor. Kulübün kombisinin arızalı olması nedeniyle soğuk su ile duş almak zorunda kalıyorum. Üzerimi giyindikten sonra hiç oyalanmadan ayrılıyorum kulüpten.

Spor kulubümüzün karşısında bizim Türklere ait spor kulubü BMT’ye geçiyorum. Kulup öyle kalabalık ki; içeride standlar kurulmuş, saharlarda yarışma alanları oluşturulmuş, diğer sahada küçük kaleler kurulmuş miniklerin futbol turnuvası için. Folklör ekibi davul zurna eşliğinde efeler’i oynuyor. Kuruluşlar standlarda yerlerini almış, kültürümüzü tanıtıyorlar ve palyaço kukla gösterileri ile çocuklarımıza neşeli dakikalar yaşatıyordu. Kulubün yöneticisi bizim Konya’lı Cemil elinde nargilesi, oturduğu şark köşesinden beni selamlıyor. Yıllar öncesinden arkadaşım. Ben ülkü ocaklarında faalken, o sol bir teşkilatın ateşli savunucusuydu. Ve gençlik yıllarımızda benim kurduğum futbol takımı onların kurduğu takımla bir maçımız olmuş ve hafiften hırlaşmıştık o şaşalı yıllarımızda. Ya şimdi, kucak kucağa dostuz. Arasıra lokantasına gider hasbihal ederiz geçmiş yılların hatıralarında…

Kulüp bayrak ve balonlarla tam donanımlı manzara haline getirilmiş! Bayram yeri gibi… Evet, aslında bir bayram kutlanıyor. Ne bayramı mı? 19 mayıs gençlik ve spor bayramı. 19 mayıs hafta içine denk gelmesinden dolayı bu pazara alınmış bayram kutlaması ve şenlikleri. Her yıl kutlanan milli bayramımıza iştirakin çok olması göğsümü kabartıyor. Hele burada doğup büyüyen çocuklarımızın ilgi göstermesi gözlerimi nemlendiriyor. Ağlamamak için kendimi zor tutuyorum. Dolaşıyorum satandları. Eli öpülesi bacılarımın kurdukları tandır ocaklarda yufka açıyorlar, ıspanaklı, peynirli katmerler pişiriyorlar. Kızartmaların, köftelerin kokularında kendimi Anadolumuz’un bir köyünde sanıyorum. Ahh Türk sen ne ulu bir çınarsın! Kolların dünyanın her yerine uzanmış! Kültürümüzü, ananelerimizi gurbet ellerde yaşatanlara selam olsun. Selam olsun yüreği Türk aşkı ile yanıp tutuşanlara! Manzaradan duygulanmamak ne mümkün!

Ulusal tv, günün çekimlerini yapıyor bir bayan muhabiri ile. Hollanda basını ve şehrimizin tv kanalıda iştirak etmiş güne. Aralıksız çekimler yapılıyor. Allah’ıma teşekkürler ediyorum bu günü bana nasip ettirdiği için. Gurbette birlik olmanın önemini bir kez daha yüreğime kazıyorum.

Bayrağımın altına sığınıyorum. Bakıyorum onun nazlı nazlı gönderde süzülüşüne. Ne masum, ne merhametli bir bayrak Yarabbi! ’Sana yan gözlerle bakanın gözlerini Allah kör etsin’ diyorum. Gölgesi bile içimi sımsıcacık ediyor. Selam olsun sana ey gözümün nuru!..

Dostlarıma ’elveda’ diyerek dolu dolu duygularla ayrılıyorum 19 mayıs gençlik ve spor bayramımızın kutlamalarından. Oradan ayrılmasına ayrılıyorum da ama yüreğimi orada bırakarak…

Selam olsun gurbet ellerde ’’ NE MUTLU TÜRKÜM ’’ diyen vatanımın şanlı evlatlarına…

Atam gözün arkada kalmasın !..

Zafer Direniş

16 Mayıs 2010 Pazar 22.00 Lahey

You can leave comments by clicking here, leave a trackback at http://wp.maviiklimler.net/laheyde-b-pazar-hatirasi/trackback/ or subscibe to the RSS Comments Feed for this post.