Mağaranın Kamburu-11

 

-Nasılsın?

-İyi sayılmam. Geceleri rahat uyuyamıyorum.Birkaç gecedir aynı rüyayı görüyorum. Yüksek bir yerdeyim, aşağısı derin biruçurum. Aniden bir fırtına çıkıyor, beni uçuruma doğru iteliyor. Bir şeyetutunuyorum; ağaç mı kaya mı bilmem. Fırtına bir cadıya dönüşüyor, bu cadıtutunduğum nesneden koparabilmek için ayağı ile ellerimi tekmeliyor.Direniyorum. Sonunda bırakmak zorunda kalıyorum. Uçurumdan aşağıya doğrusürükleniyorum,yuvarlanıyorum; yuvarlanma az sonra uçmaya dönüşüyor. “İşimbitti artık” diye düşündüğüm, hızla dibe çakılacağımı sandığım sırada ağzınıaçmış beni bekleyen bir ejderha görüyorum. Ejderha da papaz kılıklı üç-dörtmetre boyunda bir adam oluveriyor ve bu adam güçlü elleriyle beni yakalıyor.

-Kâbuslar oldukça rahatsız edici görüntülerdir.Fizyolojik ya da psikolojik bir olumsuz durum buna neden olabilır. Bitti mi?

-Bitmedi. İri, papaz kılıklı adam beni kucağındabiraz taşıyor ve tarihi bir yapının kapısının önündeki bir taşın üzerineyatırıyor. Burasının neresi olduğunu sorduğumda; tek bir kelime çıkıyorağzından: “sunak”.

-Yani tanrılara adak sunulan yer.

-Öyle olmalı. Gözlerimi, ellerimi, ayaklarımıbağlıyor. Göremiyorum, fakat çıkarılan gürültüden etrafımda bir kalabalığınolduğunu anlıyorum. Derken ortalığı bir sessizlik kaplıyor. Çıt çıkmıyor.Öldüğümü, öteki dünyaya gittiğimi düşünüyorum. Nasıl olduğunu bilmiyorum, amakurban durumunda iken seyirci durumuna geçtiğimi fark ediyorum. Bu sefer sunakyerindeki taşın üzerinde 17-18 yaşlarında oldukça güzel bir kız var. Ellerindebıçak olan üç adam,kızın elbiselerini çıkarıyorlar, bunu yaparken çok nazikler.Kız bağırmıyor, debelenmiyor, sessizce olacakları bekliyor. Derken renkler, seslere; sesler görüntülere karışıyor. Sunaktaki kız kayboluyor, onun yattığı yerdetek başına bir kalp duruyor. Bu kalp çalışıyor, sunakın altındaki oyuktanincecik bir kan dereciği akıyor. Uyanıyorum. Tabii kan-ter içinde kalmışım.

-Aylardır kesme-biçme işlerini düşünen birinsandan başka türlü rüya görmesi de beklenemezdi.

-Sağ ol be bunak! Teşhisi de koydun hemencecik.Tedaviyi de söyle bari.

-Tedavi işine ben değil, bir ruh hekimi bakmalı.Yeni işinden bahsediyorduk iki gün önce…

-Bir inşaat firması olduğunu söyledim sanırım.Şirkete önemli oranda ortak oldum. Proje üzerinden konut satıyoruz, birtaraftan da daha önce satılan dairelerin inşaatını bitirmeye çalışıyoruz.Ortağımla kafa kafaya verirsek çok büyük işler yapabiliriz.

-Ateş tek başına olursa sadece düştüğü yeri;rüzgardan yardım alırsa her tarafı yakar. Anladığım kadarıyla biriniz ateş,diğeriniz de rüzgar gibisiniz. O şirkette işlerin biraz bozuk olduğunusöylemiştin.

-Kriz dolayısıyla biraz sıkıntı var, amaaşacağız. Bir bankadan yüklü miktarda kredi almak üzereyiz. İşlemlersonuçlandıktan sonra önemli ölçüde rahatlayacağımızı sanıyorum. Gerçi şimdi deiyi kazanıyoruz. Mesela arabamı değiştirdim. Biraz eskimişti ve kazadansonra  sağa doğru da çekiyordu. Bir dörtçeker aldım. Malûm devir “ye kürküm ye” devri. En kısa zamanda bir villayataşınmayı da düşünüyorum. Görüşmeleri, partileri, toplantıları lüks yerdeyapmak kişiye ve firmaya prestij kazandırır. Çok çalışıyorum ve daha da çokçalışacağım; çünkü o kadar fazla şeye ihtiyacım var ki.

-Tebrikler. Bu kadar kısa sürede böylesi birsonuca ulaşmak  herkesin başarabileceğibir iş değil.Yalnız şunu da unutma: İhtiyaçlarını azaltırsan ancak o zamanesaretten kurtulup, özgürlüğe kavuşursun. Yoksa sen kendini efendi zannedipavuturken, köleliliğin bir ömür boyu sürer gider. Para her şey demek değildir.Bu husutaki son sözüm de şu: Dağa tırmanırken, ineceğini de düşünmelisin.

-Önce tebrik için teşekkürler. Sen de şunu bilki; evet para her şey değildir; herşeyin her şeyidir. Konu dağılmadan anlatmayaçalışayım , çünkü bu gün sana söylemek istediklerim asıl  O’nunla ilgili şeyler.

-Yani sevgilinle. Sahi çok ender bahseder oldunO’ndan.

-Acele etme, anlatıyorum işte. Az kalsın o şıllıkbeni öldürecekti. Belki fark etmişsindir boynumu hep sol tarafa doğru eğiktutuyorum.

-Geçen geldiğinde dikkatimi çekti, ancaksormadım. Nasıl olsa kendi anlatır diye düşündüm. Geçmiş olsun, boynuna sertbir darbe mi aldın?

-Tahminime göre yaklaşık iki ay olmuştur. Eskiişyerimdeydim. O, işyerime çıkageldi. Tam O geldiği sırada odamda sekreterimebir mektup yazdırıyordum. O,  odaya girergirmez kızın üzerine saldırdı. Araya girip kızı kurtardım ve dışarı çıkmasınısöyledim. Kız gitti. Meğerse bizimki kızı kıskanmış. Çok güzel bir kızmış da,ben odada onunla ne yapıyormuşum da,beni daha önce uyarmış da… Burası doğru,yani uyarmıştı, hatırlıyorum: ”Karın dahil, bir başkasıyla yattığını öğrenirsemyemin ederim ki seni öldürürüm.”, demişti. Bağırıp duruyor, benimsöylediklerimi dinlemiyordu. Kızı sekreter olarak benim almadığımı, daha önceburada çalışan bir memur olduğunu ve ben Muhasebe Müdürü olduktan sonrapatronun onu benim sekreterim olarak görevlendirdiğini anlattım.

-Kişi kendini nasıl bilirse başkalarını da öylesanırmış. O senin sekreterindi ve sevgilin oldu. Şimdiki sekreter niye yenisevgilin olmasındı ki…

-Evet, O da öyle düşünmüş olabilir. Koltuğaoturtup elini yüzünü kolonya ile ovdum. İyileştiğini düşünürken, bir ağlamakrizine girdi. Sustaramıyordum. “Ağlayabildiği kadar ağlasın” diye düşünerekbıraktım. Sustuğunda yanına gidip, saçlarını okşayıp güzel sözler söyledim. İyigörünüyordu. Çantasını açtı, parfüme benzeyen bir şey çıkardı. Daha doğrusu benöyle zannettim. Çıkardığı parfüm değil biber gazıymış. Gözlerime doğru elindekişeyi sıktı. Hiç bir şey göremiyordum. Gözlerim yanıyordu, ovuşturdum; ancakfayda etmedi. Ben gözlerimle uğraşırken karnımdan  ve boğazımın sol tarafından beni bıçakladı.Sesim çıktığı kadar bağırmaya başladım. Daha doğrusu acıdan böğürdüm. Gürültübürodakilerin dikkatini çekmiş olmalı ki güvenlik elemanları içeriye doluştu.Gerçi ben, o sırada güvenlik elemanlarını görmedim, ama kapının hızlaaçılmasından onların geldiklerini anladım. Öncelikle gözlerimi yıkamalarınıistedim. Gözlerim yıkanınca, biraz daha iyiydim eskiye oranla. Bu sefer de boynumunve karnımın acısı dayanılmaz bir hal almıştı.

-Geçmiş olsun. Bir anlık öfke ile yapılmış birdavranışa benzemiyor.

-Bilemem. Güvenlik elemanları O’nu yakalamışlar,biber gazına ve sustalı bıçağına da el koymuşlar tabii. O’nu ne yapacaklarınısordular. Bir odaya hapsetmelerini, odanın içine ve dışına nöbetçiler koyup bengelene kadar beklemelerini, bu arada odadaki kanları derhal temizletmelerini vebeni de  özel bir hastaneye götürmelerinisöyledim. Hastane tedaviye hemen başladı, fakat bu arada bıçakla yaralanmaolduğu için polise haber vermeyi de ihmal etmemişler. Tedavi bittikten sonrapolis gelip ifademi aldı. O’nu polise teslim etmedim. Kıyamadım. Çünkü aylarcakarakollarda, mahkemelerde sürünecekti. Belki de hapse bile girecekti.

-Öyleyse polise yanlış ifade verdin.

-Evet, işyerinden biraz uzak bir sokakta birgaspçı tarafından saldırıya uğradığımı ve cebimdeki bir miktar paranın daalındığını söyledim. Saldıran kişi ile ilgili bir eşkâl de uydurdum. Polistahkikatı benim verdiğim bilgiler doğrultusunda sürdürüyordur sanırım. Boynumve karnım bantlı bir şekilde işyerine döndüm. Çalışanları bu olaydan kimseyebahsetmemeleri konusunda uyarıp, O’nun gözetim altında tutulduğu odaya girdim.Önce yüzüme hiç bakmadı, hastane ve polisle ilgili yaşadığım olayları anlatıncaboynuma sarılıp özür diledi ve gene ağladı. Sevgim başkalarının O’na zararvermesini engellememi sağlamıştı.

-Başkalarının zarar vermesini engelliyor da seninzarar vermeni engelleyemiyor.

-Bunlar farklı şeyler. Sen anlayamazsın.

-Öyle olsun. Seni o halde gören karına veçocuklarına durumu nasıl anlattın?

-Karım pek ilgilenmedi. Çocuklara da poliseanlattıklarımı söyledim. Pek inanmışa benzemiyorlardı. O nedenle çocuklarımınyüzüne utancımdan uzunca bir süre , daha doğrusu günlerce bakamadım.

-Karının durumu nasıl? Senin yaşadığın olayı biletam olarak algıyamadığına göre durumu ağır olmalı.

-Çok kötü. Çıldırmak üzere. Yaşadığı olaylara biray önce bir ekleme daha oldu. Bu da kendiliğinden. Erkek kardeşini kaybetti.30-35 yaşlarında idi, kalp krizi aldı, götürdü.

-Aksilikler üst üste geliyor.

-Bir profesör demiş ya “aksilikler belediyeotobüsleri gibidir. Gelmez gelmez, sonra hepsi ard arda geliverir” diye.

-Doğru. Karına bu zor günlerinde destek oluyormusun? Ne de olsa yıllardır sürmüş olan bir bereberliğiniz var ve deçocuklarının annesi. Vefalı insan bu gibi durumlarda yardımlarını esirgememeli.

-Kambur, sen beni dinlemiyor da dinliyor gibi miyapıyorsun? Defalarca söyledim. Ben ondan kurtulmak istiyorum. O benim ayağımabulaşmış bir çamur. Çamuru bir şekilde temizlemek istiyorum. Kararımı çoktanverdim ve sen de bunu bir kez daha duy: Onu çıldırtarak hayatımdan çıkaracağım.

-Karına yaptığın psikolojik bir işkence. Bencebedene yapılan işkence ruha yapılanın yanında çok hafif kalır.

-Bu gece ahlâk budalalılığın üzerinde. İyisi mi,seninle kavga etmeden ve de kovulmadan kendim gideyim. Haydi, hoşça kal iyiliktimsali bilge kambur!

-Güle,güle.

** 

You can leave comments by clicking here, leave a trackback at http://wp.maviiklimler.net/manamburu-11/trackback/ or subscibe to the RSS Comments Feed for this post.