MOR GÜLÜŞLÜ BAHAR !.. (1)

MOR GÜLÜŞLÜ BAHAR !.. (1)

 

İstanbul Osmanbey’de her gün uğradığı simit sarayına gitmek için evden çıktı. Hafiften çiseleyen yağmurda ıslanmamak için şemsiyesini açtı ve tam İstanbul hanımefendisi yürüyüşü ile kadırımları ağır ağır adımlayarak yol alıyordu gideceği yere doğru. Ana caddenin kalabalığından olsa gerek, tenha sokaklardan yürümeyi tercih etmişti bugün. Ara sokaklarda seyyar satıcıların ve çocukların sesinden başka ses yoktu. Gökyüzünde kanat çırpan arsız martıların ciyaklamalarıda rahatsızlık vermiyordu ara sokaklara. Yorgun düşmüş kaldırımların iniltilerine yoldaşlık ederek dalgın hali yansıyordu menekşe kokulu pencerelere.

Düşünceli hali vardı onun. Onu üzen, kıran, canını sıkan bir şeyler olmalıydı! Halbuki her günü neşeli, tebessümleri dudaklarından eksik olmazdı. Kuşlar gibi cıvıl cıvıldı. Solmaz çiçeklerin güzelliği eksilmezdi endamında. Bazen iki kızı ile çocuklaşır, dört odalık evde saklambaç bile oynarlardı. Kızlarını çok seviyordu, kızlarıda onu. O kadar sıkıntılı yıllar geçirmesine rağmen, hayatından şikayetçi olmamış, aksine kızlarına iyi bir anne olabilme, her isteklerini yerine getirebilme, okullarında diğer çocukların arasında hiç bir eksikliklerinin olmamasına özen gösterir, yemez, içmez, varı yoğu kızlarıydı. Uzun yıllar olmuştu eşinden ayrılalı. Tek başına hayat mücadelesini sürdürüyordu öğretmenlik maaşı ile. Ne çok zorluklara yiğitler gibi karşı koymuş, önüne çıkan engelleri aşmasını bilmişti. Cesur kadındı. Yürüdüğü yollar zerafetinden ve kudretinden titrerdi!…

Korkusuzluğunun yanısıra birde o kadar da alımlı, sarışın, beyaz tenli, hilal kaşlı, uzun boylu, atletik yapılı, konuşmaları ise; İstanbul Beyoğlu hanımefendiliğinin özellikleri üzerinde toplanmış şekerpare bir hanımdı. İstanbul’un en tanınmış zenginleri talip olmuştu onunla izdivaça. Zenginliğin sınırsız konforu yaşamına sunulmuştu onu isteyenler tarafından. O sadece gülüp geçerdi evlilik tekliflerine. Parayla saadet olmayacağını usulünce haber yollardı dünürcü başları ile. İstanbul’un sayılı zenginler arasındaydı bir zamanlar. Evlerine bavullar dolusu paralar taşınır, sabahlara kadar en lüks eğlence merkezlerinde su gibi harcanırdı paralar. Bir gecede pul olurdu mangırlar! Hafta sonları kah Almanya, kah Fransa ve sık sık gittikleri Yunanistan olurdu uğrak yerleri. Onun için her şey feda edilirdi kocası tarafından 
Aralarındaki yaş farkından mı, delice aşık olmasından mı pek bilinmezdi ama adamın ona aşırı tutkunluğu her şeyini feda etmesinden anlaşılıyordu. Çok zenginlikler yaşamasına, yaşattırılmasına rağmen nedense o mutlu değildi hayatından. İçinde hep karartılar dolaşır, bazen huzursuzlukların altında enkaz yığınına benzetirdi kendini. Sessiz, tenha yerlere gider, için için ağlardı. Bir türlü cevap bulamamıştı bu huzursuzluğuna… Kuş sütünün bile eksik edilmediği sofraların kadını, görkemli, şatafatlı hayatın yapayalnız kadınıydı!.. 

Ay’da bir Eyüp Sultan Hazretlerine gider, namaz kılar, dualar ederdi Yaradan’ına. Başındaki uğursuzlukların bir an önce gitmesini,iç dünyasına baharlar gelmesini hep arzulardı… Muhteşem zenginliğin verdiği iç huzursuzluğun sebeplerini bir türlü bulamıyordu. Sonradan şöhret olmuşların bile kapısında kul köle olduğu ortamlarda daha çok yaşam dolu olması gerekirken O, maneviyatı olan bir aşka susamışlığı arıyordu. Issız ortamlar ona iyi geliyordu. Kendini dinleme ve dinlendirme fırsatı doğuyordu. Kimseye söylemezdi gittiği yerleri. Onun için sırdı özel mekanları.

Bir gün Eminönü’nün tenha kuytusunda soluklanırken üç masalık kahvede, derinlere dalmıştı. İçindeki fırtınalar kudurdukça aklını yitirecek gibi oluyordu. Ellerini başına dayadı, gözlerini çay bardağının derinliklerine dikti! Gözlerinin önünden neler gelip geçmedi ki?! Nerede oturduğunu unutmuştu sanki… Gözleri nemlendi, masum üç damla yaş masaya düştü. Ondört yaşlarında olan kahvenin beyaz önlüklü, kısa boylu garsonu masasına yaklaştı. Onun pejmurde halini görünce dayanamadı;

– Ablacığım neyiniz var? Neden üzüntülüsünüz? Bak ağlamışsınızda!.. dedi usulca.

Garsonun sözlerini bile duymamıştı. O başka dünyalardaydı. Garson çocuk sağ eli ile omuzuna hafifçe dokunur dokunmaz şok geçirmiş gibi irkildi ve başını kaldırıp sert bakışlarla arkaya döndüğünde karşısında genç garsonu gördü. Şalkın şaşkın ;

– Hayırdır evladım, ne oldu?

– Ablacığım sizi çok üzgün gördüm. Başınızda bir dert mi var, ne oldu sizi bu kadar üzecek?

Garsonu nemli gözlerle süzdü. Garson çocuğun masmavi gözlerine dikti gözlerini.

– Oğlum ne kadar güzel gözlerin var, maşallah! 

– Ya abla, bırak benim gözlerimide, sen neden üzgünsün? Yüreğim parçalandı şu halini görünce… Bana söylemeyecek misin neyin olduğunu? Dolaptan sana bir soğuk su getireyim. dedi.

Dolaptan getirdiği şişenin kapağını açtı,suyu bardağına doldurdu genç garson. Ellerini önünde bağlamış bekliyordu garson.

– Gel oğlum yanıma otur zamanın varsa. Sonra patronundan azar işitmeyesin haa?

– Yok ablacığım, burası bizim. Babama yardıma geliyorum okul saatleri dışında ve hafta sonları. 
Babacığım bizim için çok yoruluyor, ben de ona kıyamıyorum. Yardıma geliyorum işte.

– Aaaa ne güzel. Maşallah akıllı gencim benim. Afferim. Her gencimiz senin gibi olsun memleketimizde yavrum. Bu vatan senin gibi evlatların omuzlarında yükselecek! Allah sana büyük makamlar nasip etsin.

– Sağolasın ablacığım bu güzel düşüncelerin bana güç verdi. Bu ülkeye inşallah hayırlı bir evlat olmamı Allah nasip eder…

– Canım benim ya! Senin adın ne bakim?

– Kürşat, dedi tebessüm ederek.

– Oooo çok sevdiğim isimlerden. Koca Çin sarayını 40 kişi ile basan Kürşad’ımız gibi ol emi yavrum!

–İnşallah ablam, babam zaten Ülkücü… Ben de ondan çok şeyler öğreniyorum. Kuran okumayı, namaz kılmayı, namaz surelerini babacığım öğretti bana. Eminönü ocağında başkanlıkta yapmış gençken…

– Ne güzel. Çok şanslısın oğlum. Ben nice babalar gördüm, sabahlara kadar kumar peşinde, meyhane köşelerinde sızarlar. Evlatlarını dünyaya getirirler ama hiç ilgilenmezler. Allah babandan razı olsun.

– Amin ablacığım. Ablacığım sizin adınız neydi?

– Adım Bahar oğlum… Ama içim kış, zemheridir Kürşat’ım!

(inşallah) DEVAM EDECEK …

Zafer Direniş

02 Mart 2011 Çarşamba 22.00 Lahey

You can leave comments by clicking here, leave a trackback at http://wp.maviiklimler.net/mor-gueluelue-bahar-1/trackback/ or subscibe to the RSS Comments Feed for this post.