NAHÇİVAN – AZERBAYCAN – GÜNEY AZERBAYCAN ÜÇGENİ VE TÜRKİYE

NAHÇİVAN – AZERBAYCAN – GÜNEY AZERBAYCAN ÜÇGENİ VE TÜRKİYE

 

Türkiye’nin doğusunda kendi kaderleri ile başbaşa bırakılmış üç ülke var. Bu üç ülke aslında tek ÜLKE. Nüfusu neredeyse kırk milyon. Soyu, dili, kültürü, kaderi bir bu üç ülkenin. Kadersizliğinden dolayı birbirinden ayrı düşmüşler. Yer altı ve yer üstü zenginlikleri ile muhteşem ama üçe parçalanmış tek ÜLKE!

Çarlık Rusya’sının ve onun beslemesi Ermeni katillerinin hedef tahtasına çevrilip zulümlerin en katmerlisinin sergilendiği, topraklarının sessiz sedasız derinden işgale uğradığı. çarlık Rusya’nın ardından eşitlik yalanı ile iktidara gelen Kızıl Rus Komünistlerin yaptıkları haksızlık ve barbarlıkları neticesinde daha da berbat durumuna durumuna düşürülen, inanç ve isimlerinin yok edildiği topraklarının ortasına hancer gibi sokulan Ermenistan!.. İki parçaya ayrılan kadersiz, sahipsiz Türk Yurdu!.

Güneye uzanıyoruz.

Aynı ülkenin güney kanadı ve otuz milyona varan nüfusu ile hala Pers ırkçılığının pençesi altında inim inim inletilen, yaşamı zindanlara çevrilen; güneşi, ayı, baharı unutturulan, dilini, kültürünü acem dininde eritilen bahtıkara soyumun öksüz evlatlarının yurdu… İran’ın karanlık rejimlerinde; yani, Şah döneminde ve Şah dönemini onların gücü sayesinde yıkan, ardından gelen rejimin yağlı urganlarında sallandırılan, toprakları sömürülen, her dönemin şamar oğlanı görülen, eli kanlı katillerin Irak savaşında ön cephelere sürülüp kadlettirilen, bize unutturulmuş yetim gardaşlarım…

Kimlerden mi bahsediyorum?

Kaderleri ile başbaşa bırakılmış soyumun soylu evlatları BÜYÜK AZEBAYCAN’dan bahsediyorum. Türklüğün atardamarından, yüreğinden bahsediyorum. Türkiye Türklüğün BEDENİ, Azerbaycan YÜREĞİ diye nitelendirdiğim BÜYÜK AZERBAYCAN’dan bahsediyorum. 

Komunizmin yıkılışının ardından çok şeylerin değişeceğini beklediğimiz ortamda Rus tanklarının karanfil yüzlülerimizi nasıl ezdiklerini, bağımsızlıklarına kavuştuğunu sandığımız anda ne çok kanların akıtıldığını gördük! Başlarındaki basiretsiz devlet adamlarının göbekten Ruslara bağlı olduklarını nerden bilecektik? O mübarek kanlarının dökülmesine en çok onların suç payı vardı. Başka kim suçluydu Moskof artıklarının Türk kanı akıtmalarında? Elbette Türklüğün kalesi görülen Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetiminde bulunanlardı! Suçsuz yere yıllarca hapihanelerde süründürülen Başbuğ Alparslan Türkeş, onun koçyiğitleri Ülkücülerin ellerinin, kollarının bağlı olması, yapılan katliama karşı gelemeyişlerinden daha da cesaret almışlardı Moskof’un köpekleri ve enikleri Ermeniler!.. Sokaklarda akan kan benimdi…  Ocakları beysiz bırakılan bacılar benimdi… Yetim bırakılan cocuklar bizimdi…

Allah’a çok şükür aralarından çıkan Türklük sevdalısı bir lider Ebulfeyz Elçibey, var günüyle çalışıyor, halkını organize ederek büyük katliamların önüne geçiyordu. Moskof keferesnin arkasında haçlı dünyası vardı ve akan kan müslüman Türk’ün kanıydı! Adeta hınçlarını alıyordu haçlı sürüleri.

Azerbaycan ile Türkiye’in biribirlerine olan akrabalıklarının önünü tıkamak, aralarındaki işbirliğini bitirmek, dayanışmalarını sıfıra indirmek için geniş bir koridor açılarak İran’ın elindeki bölgeye kadar uyduruk bir sınırla Ermeniler yerleştirilmiş, Azerbaycan’la Nahçivan’ın aynı toprak parçası ikiye bölünerek Türk dünyasının kalbine hancer sokulmuştu. Tarihin hiç bir döneminde toprakları olmayan ve hatta MEMLEKET olacak kadar nüfusu bile olmayan Osmanlı Türk Devleti’nin sadık tebası Ermeniler, Amerikan emperyalizminin kışkırtma sonucunda yaptıkları iç isyan ve katlettikleri Türklerin intikamları ağır olacağını hesap ederek Erivan ve havalisine kaçmışlardı. Diğer bölgelerden de Ermeniler getirilerek nüfüs artışı yapılmış, o topraklarda ikametli Azerbaycan Türklerini Moskofların desteğinde sinsi oyunlarla yerinden yurdundan edilerek Türksüzleştirdikleri mekanlara yerleştirilmişlerdi. Devletimizin başının belada olması, her yanımızın küffarlarca sarılması, doğuda hain Şeyh Said gibi İngiliz uşaklarının nankörlükleri ve iç isyan girişimleri vs. gibi pek çok nedenlerden dolayı Azerbaycan topraklarının Ermenilere tahsis edilişinin önüne geçilememişti. Gün begün nüfusu artırılan Ermenilerin memleketleştirilmesine zemin hazırlanmıştı…

Nahçivan, küçücük bir kara parçasına sıkıştırılmış, kaderine hapsedilmişti. Güya Türkiye’nin garantörlüğüne verilen ama asla onlara yapılan hasızlıkların önüne geçmek için hiçbir girişimde bulunulmamış, komünizmin insiyatifine terk edilmiş Türk Yurdu, çaresizlikten boyun bükmek zorunda kalmıştı. Bu bölünmüşlük yetmiyormuşcasına herşeyi ile yüzde yüz TÜRK kanı ile yoğrulmuş KARABAĞ Rusların desteğinde işgal edilerek, o kalenin elimizden çıkmasına seyirci kalan Türkiye idaresinin yöneticileri milletimizi kandırmaktan öteye gitmez boş sözlerinden cesaret alan katiller sürüsü Ermenilerin daha da azgınlaşarak Türkleri katliamlarla yok ediyordu… Türk Yurdu Türk’ün elinden alınırken, yüreği yanan, canla başla onlara yardım etmek için imkanlarını zorlayanların başında rahmetli Başbuğum Alparslan Türkeş ve onun şanlı evlatları ÜLKÜCÜLERDİ. Türk milletinin seçkin evlatları Ülkücüler, çok özel çalışmalara girdiler amma devletimizi yöneten 33 derece ile tescilli mason S. Demirel’in engeli ile karşılaştılar…

YAZI DEVAM EDECEK SERİ OLARAK…

 

Zafer Direniş
 
17 Kasım 2010  Pazar  14.45  İstanbul 

 

You can leave comments by clicking here, leave a trackback at http://wp.maviiklimler.net/nahcvan-azerbaycan-gueney-azerbaycan-uecgen-ve-tuerkye/trackback/ or subscibe to the RSS Comments Feed for this post.