NERMİN … (2)

NERMİN … (2)

 

 Gecenin sessizliğini karşı evin bacasına tünemiş baykuş’un ötüşü bozdu. Çıt çıkmayan geceye kendini koyveren Nermin, bir kaç kez acı acı öten baykuş’ta ’nereden çıktı’ dercesine şaşkın bakışları karşı eve uzandı. Uzaklara akıp giden hayallerinden sıyrılarak, baykuş ötüşünün hayırlara vesile olmadığını zannederek endişelenmeye başladı. O’nu kara bir düşünce aldı! İçindeki sıkıntı katbekat artmaya başladı. Gecenin bir vaktinde neyin nesiydi bu baykuş?..

Gökyüzünün maviliğine serilmiş yıldızların keyfine diyecek bir şey yoktu. Hepside ışıl ışıl, arasıra kayan yıldızların cilvelenmeleri yaz gecesinin neşesiydiler. Ay gökyüzünün gelini gibi nazlı nazlı süzülüyordu. Şiirlere ilham kaynağı geceye dalmışken, baykuş’un ötüşüne aklı takılmıştı Nermin’in. Kafasındaki bu olumsuzlukları dağıtmak için ne yapacağını bilmez bir haldeyken eli pencereye uzandı. Açtığı pencereden başını dışarı uzattı, uzun uzun gökkubbeye baktı.Hüzün düşmüş yüz ifadelerinin yerini hafifçe tebessüme bıraktı. Belli ki; içinden güzel güzel şeyler geçti. Başını içeriye çevirdi. Çalışma masasına ilişti gözleri. Masa üzerinde müsvette kağıtlar ve kalemler vardı. Müsvettelerde yarım kalmış şiirler, hikayeler vardı. Her gün mutlak bir şeyler yazar, yarım kalan yazılarını el-ayak çekilen sessizlikte tamamlardı.

Yine öyle yapacak gibi görünüyordu.

’Bugün hiç bir şey yazamadım. Şiir mi, yoksa yarım kalan öykümü mü tamamlasam acaba’ diye geçirdi içinden.

Nermin, şiirden çok öykü yazmayı daha çok sever, hayatın gerçeklerini en gerçekçi anlatımla hikayeleştirirdi. İlk hikaye denemesini ilkokul son sınıfta yapmış, öğretmeni ’geleceğin hikayecisi, romancısı’ diye takdir etmişti. Doğuştan bir yetenekti Nermin’in öykü yazarlığı. Yazdığı her hikayesini akıcı dille yazar, okuyucusuna bir solukta okutmasını başarırdı. Türkçesine o denli bağlıydı ki, kelimelerle adeta dans ederdi. Hikayelerinde işlediği konuları seçerken, anlamlı ve eğiticiliği olan konuları ele alırdı. Çok takdir edilen bir kişiydi. Bazı sitelerde yayınladığı eserleri günün yazısına layık görülürdü. Seveni, sevileni çoktu.

Oturduğu kanepeden kalkıp masaya yöneldi Nermin. Sandalyesini çekip usulca oturdu. İki elini başına koyup, dirseklerini masaya dayadı. Düşünüyordu. Dün geceden yarım kalan öyküsünü tamamlamak için yazdıklarını önüne aldı, şöyle bir göz attı. Derinden bir ’of’çekti. Yaktı sigarasını, aldı kalemi eline yazmaya koyuldu. Kahveyi sevmesine rağmen, yapmadı. Yumuldu öyküsünü sonlandırmaya…

Sabah ezanı okunmaya başladığında kalemini masaya koydu, ezanı dinlemeye bıraktı kendini. Huşu içinde dinliyordu. Sabahın manevi atmosferinde yorgunluğunun farkına bile varmamıştı. Cami imamı bülbül sesiyle sabah ezanı makamında okuyordu. Ezan-ı muhammed, mahalleye dalga dalga yayılıyordu. Muhteşem asırlarımızı ve şuanki halimizi aklından geçirdi biran. Doğudan batıya uzanan ilahi sesin gittikçe kısıldığını, neredeyse yok edilecek noktaya getirildiğini düşündü. Memleketin namerde muhtaç durumlarını bilse de; elinden birşeylerin gelmediğini, bu milletin evlatlarının kendi kültür mihenginde yükselmesi gerektiğini biliyordu. Mustafa Kemal’in NUTUK adlı eserini öğrencilik yıllarında bir kaç kez okumuştu. Ülkenin aydınlık güneşi, kendi öz değerlerinden doğacağını bilenlerdendi.

’Keşke O’nun işaret ettiği yoldan gidebilseydik de, içine düşütüğümüz şu kaoslu durumda olmasaydık’ dedi kendi kendine.

Sabahın bereketine düşen şafağa yankılanan horozun sesinde irkildi.

’Hay Allah, ne çok yorul muşum? Saat dokuzda nasıl işbaşı yapacağım? Bir iki saatlik uyku yeterli gelmez ama, umarım müdürüm yine idare eder beni bugün’

Kalkıp yatak odasına geçti. Eşi Orhan, mışıl mışıl uyuyordu. Üzerini değiştirip ’ bismillah’ deyip usulca sokuldu yanına. Yorganı çekti kafasına, yumdu gözlerini. Bir kaç saatlik uykunun kendisine yetmiyeceğini o da biliyordu. Bu kısa zaman içeridinde de uyuyabilmesi çok zordu. Kızı Ayşen’in kahvaltısı, okula gidiş hazırlığıda yapılacaktı. Eşi Orhan, emekli olduğundan işe gidecek derdi yoktu. Her sabah kalkar,Nermin’e yardımcı olurdu. Bu sabah kızı okula o hazırlarlayabilir düşüncesi ile kaygılanmadan uykuya daldı.

Çalar saat sekizotuz’u gösterdiğinde kulakları yırtarcasına zırlıyordu. Nermim, üzerinden yorganı fırlatarak ayağa sıçradı.

’Orhan, kızı gönderdin mi okula?’

’Oooo ta ne zaman oldu onu okula göndereli. Seni kaldırmak istemedim. Gece geç yattığını tahmin edebiliyordum.’

’Ne gecesi ya Orhan, sabah yattım! Geç saatlere kadar oturdum pencere önünde. Sonra da, yarım bıraktığım hikayemi yazdım’

’Karıcığım son zamanlarda kendini hayli yıpratıyorsun. Ne bu yazma hırsı? Yoğun çalışacaksın, hem de geceleri yazacaksın! Biraz ara versen?’

’Haklısın ama yazmak beni çok mutlu ediyor. Hem yazdıklarımı binlerce okurumla paylaşıyorum. İnan bana huzur veriyor kocacığım’

’Sen bilirsin! Yıpranman beni üzer. Sadece biraz dinlenmeni istiyorum. Bak az uyku ile işe gideceksin. Bu sağlığına zarar verir aşkım’ dedi Orhan.

Nermin, masum bakışlarda Orhan’ı süzdü ’seni çok seviyorum aşkım’ dercesine tebessüm belirdi dudaklarında. Orhan’da Nesrin’e yaklaştı, açıp kollarını sardı onu, hafifçe öpücük kondurdu masum dudaklarına. Sarıldılar birbirlerine ’ölünceye dek ayrılmayacağız’ dercesine. İki onurlu yüreğin birbirlerini sevişleri yürektendi.

Orhan’ın sözleriyle duygulanan Nermin, telaşla;

’Orhan’ım işe geç kalacağım. Müdürden fırça yemeyeyim. Hemen çıkmalıyım evden.’

’Ama bir şeyler atıştırmadan mı işe gideceksin ya?!!

’Aşkım, fırına uğrar susamlı bir simit alır, çayla kahvaltımı yaparım iş yerinde. Bugün böyle idare edeyim’

Koltukta duran çantasını kaptığı gibi kapıya yöneldi Nermin. Acele acele ayakkabılarını takıştırırken;

’Aşkım, akşama görüşürüz. Seni Allaha emanet ediyorum.’

’Tamam birtanem, sende kendini fazla yorma, Allah’a emanetimsin gözbebeğim’ diyerek Nermin’i işe uğurladı Orhan.

DEVAM EDECEK…

Zafer Direniş

26 Ekim 2010 Salı 21.45 İstanbul

You can leave comments by clicking here, leave a trackback at http://wp.maviiklimler.net/nermn-2/trackback/ or subscibe to the RSS Comments Feed for this post.