Oruç Baba İle Bir Damla Sohbetleri-2

Ö.F. Hüsmüllü: Oruç Baba, biraz da toplumsal yaşamla ilgili güncel olaylardan bahsedelim mi?

Oruç Baba: Nasıl istersen öyle olsun.

Ö.F. Hüsmüllü: Günümüz toplumlarında şiddet olayları azalmıyor, aksine giderek artıyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Oruç Baba: Şiddet olaylarının artmasının nedeni psikolojik, sosyal ve ekonomiktir. Psikolojik yani ruhsal yönden rahatsızlığı olanlar diğer insanlara karşı şiddet uygulayabilirler. Çeşitli yayın organları bilerek veya bilmeyerek şiddeti körükleyebilirler; şiddet uygulayan kişiler diğer insanlar tarafından örnek alınabilirler. Ya da ekonomik yetersizlikler bazı şiddet olaylarının nedenleri olarak karşımıza çıkabilir.

Ö.F. Hüsmüllü: Şiddet olaylarını önlemenin bir yolu mutlaka olmalı.

Oruç Baba: Tabi ki var. Eğer sebep ruhsal bir bozukluksa tedavi edilebilir. Bu tip insanların toplumda elini kolunu sallayarak dolaşmasına engel olunabilir. Suç işlemiş olan kişiler, topluma kazandırılabilinir. Aslında suç işleyen bir insanın topluma kazandırılması ifadesini ben çok abartılmış bir iddia olarak kabul ediyorum. Çünkü çoğunlukla durum tam tersi olabiliyor. Mesela adam bir cinayet işliyor. İyi haldi, aftı derken birkaç senede dışarı salınıveriliyor. Çıkar çıkmaz tekrar bir başka insanın canını yakıyor.

Ö.F. Hüsmüllü: O zaman ne yapmalıyız? Suç işleyen insanların hepsini ölünceye kadar hapishanelerde mi tutacağız?

Oruç Baba: Çok radikal bir öneri olacak; ama gerekirse evet. Olaya bir de mağdur açısından bakmak gerek. Suçluya özgürlük vereceğim derken, suçsuz günahsız insanların yaşama hakkı elinden alınıyor.

Ö.F. Hüsmüllü: Toplumsal nedenlere gelirsek.

Oruç Baba: Günümüzde kitle iletişim araçları çok hızlı yayıldı. Üstelik bunların kontrolü de çok zorlaştı. Diziler, sinemalar, oyunlar şiddet içeren unsurlarla dolu. Çocuk oyuncakları üretilirken bile şiddet açısından mutlaka bir kontrol gerekirken, bazı eğitimsiz ebeveynler bırakın oyuncağı, silahın hakikisini çocukların eline tutuşturmayı bir marifet zannediyorlar. Bundan başka aile içinde, çevresinde şiddet uygulayan insanlarla birlikte yaşayan çocuklar ileriki yaşamlarında onları taklit edebiliyorlar.

Ö.F. Hüsmüllü: Ekonominin rolü ne bu konuda?

Oruç Baba: Ekonomik yönden yetersiz olan insanların ruh sağlıkları da bir müddet sonra bozuluyor. Aileler ekonomik nedenlerle yıkılıyor, suçlar işlenebiliyor. Evine ekmek götüremeyen bir insandan dürüst olmasını, ahlâklı bir kişi olmasını istemesine istersiniz de o sizi ne kadar dinler, orası tartışma götürür doğrusu.

Ö.F. Hüsmüllü: Eskiden de ekonomik yönden yetersiz insanlar yok muydu? Vardı. Peki o zaman neden suçlar günümüzde ekonomiye bağlı olarak artsın?

Oruç Baba: Şöyle anılarımızın ışığında geçmişten günümüze bir bakalım: Bundan 50 sene öncesine gidelim. 50 sene önce de zengin insanlar vardı. Bunlar konaklarında yaşarlardı; ama diğer insanların oturdukları semtlerde, mahallelerde otururlardı. Yani zengin-fakir biraradaydı. Sonra ne oldu? Önce, zenginler mahallelerini değiştirdiler. Bu yetmedi kendilerine özel malikaneler yaptırıp etrafını yüksek duvarlarla çevirdiler. Bu da yetmedi, duvarların üzerine dikenli tel çektiler. Bu da yetmedi özel korumalar tuttular ve malikanelerini kameralarla donattılar. Bugün birçok meşhur ya da zengin kişi adeta bir koruma ordusuyla dışarıya çıkıyor.

Ö.F. Hüsmüllü: Güvenlik elemanlarıyla korunan siteler ve rezidanslar da anlattıklarınıza uyuyor sanırım.

Oruç Baba: Evet, onları da dahil edebiliriz. Günümüz devletlerinin çoğu özel mülkiyeti korumak için kanunlar çıkarmıştır. Bu kanunlarla bile sahip olduklarının korunacağına inanmayanlar, kendi imkanlarıyla da çare aramışlar ve özel korumalar tutmaya başlamışlardır. Türkiye gibi bir ülkede bile bu özel korumaların sayısı yüzbinlerle ifade ediliyor.

Ö.F. Hüsmüllü: Fakirin zenginin malında gözü mü var ki, böyle bir çare arıyorlar?

Oruç Baba: Evet var. Nasıl olmasın ki? Açlıktan ölen insanlardan belki de daha fazla, çok yemekten ölen insanların bulunduğu bir dünyada yaşıyoruz. Kimi ayda bir otomobil değiştirirken kimi de belediye otobüsüne binmeye para bulamıyor. Kimi bir gecede yüzbinlerce lira kazanırken, kimi ayda altıyüz lira gelir getiren işini bile kaybetme kaygısı yaşıyor. İnsanlar arasındaki gelir uçurumu her geçen gün biraz daha artıyor.

Ö.F. Hüsmüllü: Sosyal devlet ilkesi bu eşitsizliği yok etmek için benimsenmemiş mi?

Oruç Baba: Sosyal devlet ilkesi, göstermelik. Uygulamada az sayıda insana yardım yapılıyor ve bu yapılanlar siyasi reklâm aracı olarak kullanılıyor.

Ö.F. Hüsmüllü: Peki çözüm ne? Daha doğrusu bir çözüm var mı?

Oruç Baba: Kapitalist sistem “birey”i ön plâna çıkarıyorum, her şey bireye göre olacak iddiası ile geldi; ama en önemli unsur olan “insan”ı unuttu. “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler anlayışı” Pragmatist felsefe ile birleşince adeta tanrısı para olan yeni bir din ortaya çıktı. Bu inanç sistemi çıkarcılığın dışında hiçbir değeri tanımıyor. İnsanları sömürmek, öldürmek, ülkelere savaş ilan etmek, başka ülkelerin doğal zenginlik kaynaklarını gasbetmek kısacası çıkarının gerektirdiği ne varsa onu yapmak mübah sayılıyor. Bunun sonucunda çok küçük bir zümre dünya kaynaklarını ele geçirirken, büyük insan kitleleri açlığa, yokluğa daha da ileri giderek söyleyeyim ölüme terkediliyor.

Ö.F. Hüsmüllü: Haksızlığa uğrayan toplum ya da kitleler bu duruma neden sessiz kalıyorlar?

Oruç Baba: Güçleri, paraları ve liderleri olmadığı için. Çünkü maalesef para ideali de satın aldı. Toplum önderi olabilecek insanlardan bazıları da saf değiştirip paranın yanında yer aldılar. Bu öylesine bir dinsel anlayış ki, tanrıları olan para için yapamayacakları şey yok. Dün kanka oldukları kişi bugün düşmanları olabiliyor, ya da tersi. Oysa insanların açgözlülüğü olmasa dünyamızın nimetleri şimdilik herkese yetebilecek miktardadır.

Ö.F. Hüsmüllü: Neden şimdilik?

Oruç Baba: Çünkü dünyadaki kaynaklar sınırsız değil. Bu hızla tüketmeye devam edersek, nüfus da artmasını sürdürürse, yakın bir gelecekde kaynaklarımız tükenebilir. Şimdiki bilgi seviyemizle bir başka gezegene gitme imkanımız da bulunmadığına göre, çok ciddi felaketlerle karşı karşıya kalabiliriz.

Ö.F. Hüsmüllü: Ekonomik sorunlarla ilgili çözüm arayışından uzaklaştık gibi.

Oruç Baba: Haklısınız. Çözümü söylemek aslında çok kolay; çünkü herkesin bildiği bir şey. Ama uygulamak çok zor. Çözüm: Adil bölüşümdür.

Ö.F. Hüsmüllü: Adil bölüşümden kastınız, mal ve hizmetleri herkese eşit miktarda paylaştırmak mı?

Oruç Baba: Hayır. Herkesin liyakatine ve ihtiyacına göre dağıtmak. Eğer adil bir bölüşüm gerçekleştirirseniz toplumsal problemlerin belk hepsini değil, ancak önemli bir kısmını çözmüş olursunuz.

Ö.F. Hüsmüllü: Adil bölüşümü kim ve nasıl yapacak?

Oruç Baba: Uygulamanın çok zor olduğunu söylememin nedeni buydu. Zengin sahip olduklarından hiç birini yoksullara vermek istemiyor; yoksul da zenginlerin sahip olduklarının hepsini almak istiyor.

Ö.F. Hüsmüllü: O zaman, çözümü gerçekleştirecek bir hakem gerekiyor.

Oruç Baba: Evet de, nasıl bir hakem? Taraflardan birinin çıkarını körü körüne savunan bir hakem olmaz; katı devlet geleneklerini uygulayacak bir hakem ise hiç olmaz. Hakemlik yapan kişi ya da kurumlar öyle adil bir bölüşüm gerçekleştirmeli ki, bugün sadece lafta kalan “toplumsal barış” sürekli olsun, hiç bozulmasın.

Ö.F. Hüsmüllü: Bu mümkün mü?

Oruç Baba: Hacı Bektaş Veli ve Yunuz gibi gönlü doğa ve insan sevgisiyle dolu, Mevlana gibi tüm insanlığı kuşatan bir felsefeye sahip, Sokrates gibi idealist ve Hz. Ömer gibi adaletli hakem veya hakemler var olursa tabi ki mümkün.

Ö.F. Hüsmüllü: Sanırım bu belki bir dilek ya da bir ütopya oldu.

Oruç Baba: Evet; ama insanlığın geleceği de,  bunun gibi ütopyaların gerçeğe dönüştürülmesine bağlı. Belki bir gün… Ben insanın bunu başaracağı umudumu korumak istiyorum. Çünkü umutsuzluk, yenilgiyi kabul etmektir, “pes” demektir, en azından çare ararken fren yapmaktır.

You can leave comments by clicking here, leave a trackback at http://wp.maviiklimler.net/oruc-baba-le-bir-damla-sohbetleri-2/trackback/ or subscibe to the RSS Comments Feed for this post.