ÇAPKININ AŞKI

ÇAPKININ AŞKI

  

         Malta Terier’lerin, özellikle sıfır numaraların seksen günü, insan ömrünün bir yaşı kadarmış. Benim Çapkın’da bu hesap ile yaklaşık 14 yaşında, insan ömrüyle 3 yaşında.

Uzatmayalım ergenlik yaşı geldi geçiyor, nerdeyse evde kalacak.Topu topu en uzun yaşayanı 13 yıl yaşıyor, kaldı azami on yılı..Gerçi Takdir-i ilahi.Ömrü verende o,alan da o.

 

         Hani geldi bahar ayları,oynar gönül yayları..Bizimkinin de yayları gevşedi.Adı üstünde Çapkın.Ama..aması var işte; Çok seçici.Kimsenin yüzüne bakmıyor.Bazen şüphelendim…Tövbe tövbe..Bunda bir halt var diye.

 

         Nasıl şüphelenmem; Geçen yıl PetShop’cunun güzelim Binnaz ile 3 gün bir kafeste kaldı “tık” yok. Aldım geldim. Günlerce küstü bana ”bana bu çirkin bayanı mı layık gördün” der gibi.Sonra bizim sitelerde “Linda”  simsiyah,zeytin gibi..Yüzüne bakmadı alçak.Sonra,aşağı mahalleden ”Lili”  pembe kulaklı afet..ne kadar kovaladı..Şüphelendim iyiden iyiye.Kız bizi parkta görünce sanki uçup geliyordu..

 

          Ya veterinerin “Pamuk”a ne demeli? Böyle güzellik nerde görülmüş. Ama gel de anlat bizimkine.Kendisi iğne olup,narkozla traş olurken saatlerce göz yaşı döktü zavallı Pamuk.Sakin sessiz dururken sandalyenin bacağına bağlamak zorunda kaldı sahibi..Yine de; yukarı, yukarı zıpladı,zıpladı ağladı.

 

         Ama dur..Etme bulma dünyası.Geçen gün sabah kahvaltısından sonra her zaman olduğu gibi bizim sitelerin yakınındaki Belediye parkına çıktık.Hava günlük güneşlik,etraf yemyeşil,çiçekler açmış.Karşı sitenin 3.katından hiç sesi çıkmayan kafesteki kanarya aşka gelmiş,nameleriyle çınlatıyor ortalığı..Kediler fink atıyor ortalıkta.Bizim parkın müdavimlerinden yaşlı “Beyaz” sabah kahvaltısını etmiş,kocaman cüssesiyle utanmadan yuvarlanıyordu çayırların üstünde.

 

          Bizim “Çapkın” umumi ihtiyaçlarını akasya ağacının dibine giderirken; Kulaklarını dikti, beni aşağı doğru çekiştirmeye başladı. Küçücük, dört kiloluk cüssesiyle, tasmayla birlikte götürüyordu beni. Saldım tasmayı, bakalım ne yapacak diye.

 

          Aman,aman; Aşağıda Basket sahasının kenarından bir Afet çıka gelmesin mi.Yanında da sahibi gencecik bir oğlan.Adı ne bu güzelin? “Fıstık” dedi.

Hani gerçekten fıstıktı.

On, on beş dakika kimseye yüz vermeyen Çapkın; Dolaştı dolaştı, öptü, kokladı, taklalar attı.

Fıstık’ta cilveliydi hani,bir sınır koydu.Vedalaştık,nerdeyse ben ileri, ileri çekiştirirken Çapkın geri ,geri eve geldik.Gözü arkada kaldı garibimin.

 

        Aradan birkaç gün geçti.”Hadi koş kapıya Fıstık gelmiş” deyince,yıldırım gibi gidiyordu şaşkın aşık.Resmen çarpılmıştı.Artık Çapkın’ı baş göz etmenin vakti zamanı gelmişti.Acaba bir tane kızarmış piliç alıp istemeye falan mı gitsek diye düşündüğüm de oldu hani.Çikolata,şekerle de gidemeyiz ya.Ama aklıma enteresan bir şey geldi;”Ödül yemi” denen güzel mamalardan cebime birkaç tane koydum,gittik parka..Nafile gelmediler.

 

       Geçen akşamüstü tam ümidimiz tükendi eve dönerken; Fıstık ile sahibi yine çıka geldi.

Selamlaştık, derken. Ben sahibini lafa tuttum. Çaktırmadan cebimdeki ödül yeminden bir Çapkın’a, bir tane de Fıstık’a attım.Başka zaman olsa,havada kapan Çapkın yemle ilgilenmedi.Fıstık yemi çok beğendi.Sanırım Çapkın’ı da beğendi.Biz konuşurken;onlar erdi muradına,biz çıkalım kerevetine.

 

      Ahhh.ah.Aşk sen nelere kadirsin.Çapkın’ımı zor getirdim eve.Saatlerce uludu.”Fıstıkkkk,Fıstık” diye.

  

11-4-2010 Muharrem Karaoğlan

   

You can leave comments by clicking here, leave a trackback at http://wp.maviiklimler.net/pkinin-ai/trackback/ or subscibe to the RSS Comments Feed for this post.