SEYR Ü SEFER KİTAP TANITIM

 

SÖZÜN ÖZÜ VE ÖNÜ                     

Her şiir sözden teşekkül eder, amma her söz şiir değildir.
Sözün şiir olması için Türkçenin yerli yerinde kullanılması gerekir. Duygu ve estetiğin bir-leşmediği metin şiir addedilmez…
Mehmet GÖZÜKARA hemşehrimdir… Hece vezniyle koşma türü şiirler yazmaktadır.
Daha önce üç kitabı yayınlanmıştır.
İki kitabı hemen yayına hazır. Birisi -Seyr-ü se-fer- adlı üzerinde durduğumuz eserdir. İkincisi ise -Gözükaralı atışmalar- ismini taşıyor.
Biz Seyr-ü sefer”de geçen şiirlerden örnekler vererek kanaatimizi beyan edeceğiz.
“Seyr-ü sefer” muhtemelen yeniyetmeler tara-fından zor anlaşılacaktır. Amma zararı yok.
Merak ve araştırma maksadıyla yola çıkmak desem doğru olmaz mı?
İşte Seyr ü sefer başlıklı şiirden ilk dörtlük:

“Varlığı sonsuzda yüzen nur iken
Âdeme üflendim bir tene düştüm
Yakalandım yasak meyve yer iken
Sırrı imtihana cihana düştüm”

Yaradılışın Seyr-ü seferini anlatan bu tasavvuf ağırlıklı şiir kitaba isim olmuştur.
Âşık geleneğinde olduğu gibi son kıtada /Şah kıta/ soyadını mahlas yerine kullanıyor Mehmet Gözükara.
Kafiye bulmakta güçlük çekmediği belli. Hiçbir şiirinde hece fazlalığı veya noksanlığı yoktur. Yani şiire hâkim diyebilirim.
Bir başka şiirinden ilk kıta:

“Güneşten sağılan ışık hüzmesi
Karanlık gönlüme aktı gözlerin.
Az görülür güzellerin gezmesi
Yavru ceylan gibi baktı gözlerin.”

Aşkın, hasretin, güzellemenin olmadığı yerde şiir ne gezer?
Gözükara her fikrin rüzgârına kapılmış, her duygunun derinliğine inmiş bence. İyi de yap-mış
Karanlıklarda:

“Karanlık konuşur karanlık susar
Titrer ürperirsin karanlıklarda.
Güller sancılanır bülbül kan kusar
Çileyi örersin karanlıklarda.”

Bir yerde ışığın, bir yerde karanlığın resmini çizmek şaircedir, mahircedir.
Keşke uykularında resmini çizebilsek. Rüyala-rın görüntülerini şiire yüklesek.
Çok temenniyi gerçekleştirdiğini görüyorum Mehmet Gözükara”nın.
Mizahı da denediğini görmekteyiz. Garip Ana-dolu”da yetişen herkes mizahla kucak kucağa-dır. Biz mizahı yitirdik, kendimizi yitirdik.
Şairdir işte:
Genç sayılacak yaşta, fakat ihtiyarlık destanı yazıyor. Gençlikte ihtiyarlığı görmeyen yaşla-nınca çocukluk hayallerinden çok çok uzaklara düşer.
Şair dünü de, yarınıda birleştiren ruhtur.
Çarpılma:

“Döküldüm dağıldım hatır yıkmadım
İbret nazarıyla, çirkin bakmadım
Azıksız rehbersiz yola çıkmadım
Gönlümü verdiğim yol çarptı beni”

Sitemdir şairin bir mayası da. Elbette içinden gelenleri yazacak, sevecek, kızacak, bağlayıp-çözecek. Ve şiir olacak yazdıkları.
Marifetin iltifata tabi olduğu kesindir. Amma ben gerçekleri söylüyorum, iltifat etmiyorum.
İnşallah daha başarılı olacaktır. Benim ümidim var.
Hayırlı seyr-ü seferler diliyorum Mehmet Gözükara”ya                                                                                             

Abdurrahim Karakoç

ŞİİRE VE ŞAİRE DAİR

Şiir edebiyatın bir dalı, Edebiyat Güzel Sanatların bir koludur.
Nasıl ki heykeltıraşın eserini taştan yapmış olma gerçeği, her taştan heykel yapılır manasına gelmez. Aynen bunun gibi her söz de şiir değildir. Netice itibariyle heykel taş sanatı, şiir söz sanatıdır. Heykeltıraş taşta ki fazlalıkları, şairse sözdeki fazlalıkları atarak eserini ortaya çıkarır.
Yani her kelime şiir ailesine mensup değildir. Şiir ailesine mensup olma şerefine nail olması için nezih ve nezaket bakımından hassasiyet süzgecinden geçenler ancak bunu başara bilir.
Şaire gelince: Şair mensubu bulunduğu kültür ve medeniyetin sözcüsüdür. Aynı zamanda şair söyleyecek sözü olan insandır. Kısaca şair söz sanatı olan şiirin mimarıdır. Şairin kültür olarak hangi kültüre ait olduğunu anlamak için, söylediği sözün hangi kültürün temsilciliğine soyunduğuna bakmak kâfidir.
Ben de mensubu olduğum kültürün bir temsilcisi olarak söylediğim her sözle bu hakikate aynadarlık yapmaya gayret gösterdim. Gerçeğin terazisinin iki kefesinden birisinin “hayat” diğerinin “ölüm” olduğu şuuru bizi biz yapan değerlerin oluşmasında önemli yer tutar. Kim bu iki hakikatten birini ihmal ederse o cephede kaybeder. Onun içindir ki, benim bu şiir kitabım da “Hayat ve Ölüm” “Dünya ve Ahret” iç içe işlenmiştir. Dilimize dolanan “Aynıyla lisan, aynıyla insan” sözü bu kitabımız da ne denli hakikat olduğu, bir kez daha hayat bulmaktadır.
Şairler dili en güzel şekliyle kullananlardır. Şair, şiirinin içerisine girmesine inandığı şeyleri içerde; dışarıda kalması gerektiğine inandığı şeyleri dışarıda tutar. Eskilerin ifadesiyle “ağyarını mani, efkârını cami” en özlü sözdür. Başka söze ne hacet…
                                                                                                                      Mehmet Gözükara

You can leave comments by clicking here, leave a trackback at http://wp.maviiklimler.net/seyr-sefer-kap-tanitim/trackback/ or subscibe to the RSS Comments Feed for this post.