FATİH SULTAN MEHMET’İN HIRİSTİYANLARA HALİFE OLMASI

SIFIR: VARLIK VE YOKLUK, BİRLİK VE OSMANLI HALİFELİĞİ

İslamiyet karşısında Hıristiyanlık bir geri kalmışlıktı. Müslüman Devletlere haraç ödemekti. Laikler Hıristiyanlığa, İslamiyet’e bilimsel savaş açtı. Hıristiyanlığın, İslamiyet’in yeniden yorumu oluştu. Bu yeni yorum üzerine bir medeniyet birliği oluştu. Yaşama hakkının dokunulmazlığı, eşitlik, özgürlük, tek eşlilik, miras hakkında eşitlik, vücut bütünlüğünün dokunulmazlığı(el kesmenin kalkması) sağlık, barınma hakkı, konuşma, düşünceleri ifade hakkı, eğitim hakkı, seçme ve seçilme hakkı vesaire toplumsal değerlerimiz olarak kabul edildi, yayıldı.
A.1. Orta Çağda İspanyadaki İslam Devletleri laiklerin bilimsel anlamda doğuşunu hazırlamıştır. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethi ile Hıristiyan laikler tarihi değiştirme gücüne ulaştı. Laiklerin İmparatoru Fatih Sultan Mehmet’ti. Fatih Sultan Mehmet 1453 yılından itibaren Hıristiyan Âleminin imparatoru olmuştu. Belgesi Fransız İhtilalini yapan savunanların Fatih’in İstanbul’u fethini ve Fransız Devrimini tarih şeritlerinde çağ açıp kapatma olarak göstermesidir. İslam Âlemi için henüz halife olarak kabul edilmeyen Osmanlı Padişahı, Hıristiyan âleminin laikleri için halife kabul edilmeye başlamıştı. Krallara, papalara karşı kullanılacak, Fatih Sultan Mehmet’in Avni mahlasıyla yazdığı şiir onun halifeliğini kabul ettirmek için gizli Hıristiyan olduğu ileri sürülerek, yine oğlu Cem’in Hıristiyan olduğu çünkü Müslümanlara değil de sürekli Hıristiyan kimselere maddi ve manevi yardım etmesi gerekçe gösterilerek, padişahların annelerinin Hıristiyan olması, sürekli Müslüman devlet ve beylikleri kaldırması, Müslüman olmayanlara yargı özgürlüğü, bilimsel özgürlük vermesi gerekçe gösterilerek Osmanlı Padişahı laik Hıristiyanlar tarafından halife, imparator olarak görüldü. Annelerinin Hıristiyan olması bunda etkin rol oynamış ve en önemlisi Roma İmparatorluğu’nun devam ettiricisi olarak görülmesi sebebiyle Osmanlı Devleti küçük bir devlet olmasına rağmen Hıristiyanlarca imparator olarak görülmüştür.
Mesih Paşa, (d.? – ö. Kasım 1501) II. Beyazıt saltanatında Mart 1499-Eylül 1501 arasında sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır.
Bizans İmparatorluğu Palaiologos ailesine mensup olduğu ve son Bizans imparatoru XI. Konstantin Palaiologos’un kız kardeşinin çocuğu olduğu iddia edilmektedir. İstanbul’un Fethi’nden sonra Has Murat Paşanın kulu olmuş ve bir Türk olarak eğitim görüp yetiştirilmiştir.
Üç oğlu bulunduğu ve bunlardan Bali Bey adlı oğlunun 1593′de Vulcitrin sancakbeyi olduğu belirtilmiştir.

Hadım Mehmed Mesih Paşa
İkinci Mesih Paşa III. Murat saltanatı döneminde 1585-1586 yıllarında sadrazamlık yapmış bir Osmanlı devlet adamıdır. II. Beyazıt saltanatında 1499-1501 yılları arasında sadrazamlık yapmış Mesih Paşa’dan ayırmak için İkinci sıfatı ile anılır.
Aynı zamanda Hıristiyanlarca Hz İsa demek olan Mesih’in Sadrazamlık dönemi Fatih’in oğlu Bayezıt döneminde Osmanlı Devleti tarihine geçmiş oldu.

A.2 Rönesans, Orta Çağ ve Reformasyon arasındaki tarihi dönem olarak anlaşılır. 15 – 16. yüzyıl İtalya’sında batı ile klasik antikite arasında sanat, bilim, felsefe ve mimarlıkta bağın tekrar kurulmasını sağlayan, İslam filozof ve bilim insanlarının çalışmalarının çeviri yoluyla alındığı, deneysel düşüncenin canlandığı, insan yaşamı (hümanizm) üzerine yoğunlaşıldığı, matbaanın bulunmasıyla bilginin geniş kitlelerle paylaşımının arttığı ve radikal değişimlerin yaşandığı dönemdir. Bu çağ uzun zamandır geriye düşmüş olan Avrupa’nın ticaret ve Coğrafi Keşifler’le yükselişinin öncüsü olmuştur. İtalyan rönesansı bu dönemin başlangıcı sanatsal ve bilimsel gelişmeyi ifade eder. İlk kez İtalyan sanatçı Giorgio Vasari tarafından Vite’de kullanılmış, 1550 yılında basılmıştır. Rönesans teriminin kökeni Fransızca’dır. Fransız tarihçi Jules Michelet tarafından kullanılmış, ve İsviçreli tarihçi Jacob Burckhardt tarafından geliştirilmiştir. (1860′larda). Yeniden doğuş iki anlamı içerir. İlki antik klasik metinlerin tekrar keşfi, öğrenimi, sanat ve bilimdeki uygulamalarının tesbitidir. İkinci olarak bu entelektüel aktivitelerin sonuçlarının Avrupalılık kültürünü genelde güçlendirmesidir. Bu yüzden Rönesans’tan bahsederken iki farklı fakat anlamlı yoldan söz edilebilir: Klasik öğrenmenin ve bilimin antik metinlerin tekrardan keşfiyle yeniden doğması ve genel anlamda bir Avrupalılık kültürünün yeniden doğuşu. Raphael Sanzio ve Michelangelo gibi birçok ressam mevcuttur.
A.3. Rönesans döneminin yaratıcılığının esas yürütücü gücü tüccarlardır. Bunlar en kârlı ticaretin hangi alanda olduğunu araştırdılar ve bu yoldan sağladıkları zenginlikleri sanat ve endüstri yeniliklerine yatırdılar. Rönesans; Floransa, Venedik, İngiltere, Portekiz, Hollanda gibi büyük kent-devletlerinde ya da metropollerde doğmuştur.
A.4 Rönesans üzerinde derin araştırmalar yapan Burkhard: “Rönesans insanın keşfedilmesidir.” demektedir. Gerçekten de Ortaçağ’da Avrupa’da insanın hiçbir kıymeti yoktu. Engizisyon mahkemelerinde yüzbinlerce insan haksız yere ve çok defa sırf servetlerini ele geçirebilmek için öldürüldü. Papazlar çeşitli menfaatler karşılığında günahları affediyorlardı. Hatta cennetten yerler satıyorlardı. Mantık ve insani esaslar kaybolmuştu. İslâm âlimlerinin kitaplarını okuyarak dünyanın döndüğünü ilan eden Galile ve daha pekçok düşünür çeşitli işkenceler görmüş pek çoğu öldürülmüştür. Bu itibarla Rönesans hareketi ilim ve teknikteki ilerlemenin yanı sıra insan ve tabiat sevgisini de beraberinde getirdi. Rönesansın öncüleri, sanat faaliyetlerinin yanı sıra edebiyat, tarih ve arkeolojiye de önem verdiler. Resim ve tasvir anlayışı gelişti. Mimaride gotik tarzı terk edilerek barok ve rokoko üslubu geliştirildi. Rönesans mimarlığının başlıca özellikleri ölçü, sadelik ve tabiiliktir.
A.5 Bu şekilde İtalya’da başlayan Rönesans hareketi kısa zamanda bütün Avrupa’da yayıldı. Rönesans daha ziyade Fransa’da sanat; Almanya’da dini tablo ve resimler; İngiltere’de edebiyat; İspanya’da resim ve edebiyat alanında gelişti. İtalya’daki rönesans hareketinde eski Yunan ve Roma ediplerinden Tacitus, Sophokles, Domosten, Platon, Çiçeron ve Virgil’in eserleri tekrar ortaya çıkarıldı. İtalyan fikir adamı ve yazarlarından Machiavel (1469-1531), Tasso (1544-1595) yetişip eserler verdiler. Machiavel’in Hükümdar adlı eseri meşhurdur. Ressamlardan Rafael (1483-1520) aynı zamanda heykeltraş, mimar ve edebiyatçı da olan Leonardo da Vinci (1452-1519), Mikelanj (1475-1564) bu devirde İtalya’da yetişen sanatkarlardır.[1][2]. Fransa, edebiyat ve fikir sahalarında İtalya’yı geçerek; Ronsard (1525-1585), Montaigne (1533-1592), Rabelais (1495-1555), mimarlıkta Louvre Sarayı’nı yapan Pierre Loscot, Tuileries Sarayını yapan Jean Bullant, resimde de François Clouet yetiştiler. Fransız krallarından I. François (1515-1547) zamanında Collège de France kuruldu. Almanya’da daha çok dini alanda değişiklikler oldu. Almanya’da hümanizm akımında Erasmus (1467-1536), Röklen (1452-1522), Luther (1483-1546), resimde Albrecht Dürer (1471-1528) yetişti. İngiltere’de tiyatro sahasında eserleriyle tanınan ve The Game’in yazarı Shakespeare (1564-1610), İspanya’da Donkişot yazarı Cervantes (1547-16921), ressam Velasquez (1599-1660), Hollanda’da ressam Rembrandt (1607-1669), Polonya’da ilk defa dünyanın güneş etrafında döndüğünü söyleyen Kopernik’e yetiştiler. Rönesans devrinde yapılan eserler Avrupa’da hala mevcuttur. Ressam ve heykeltıraşların tablo ve heykelleri müzelerde bulunmaktadır.
A.6. Osmanlı Devleti bilimde bilinçsiz olmakla beraber Hıristiyanlarca verilen imparator payesini kullanmak amacıyla bilinçli Hıristiyan anneden padişah olma geleneğini sürdürerek, Müslüman devlet ve beyliklere savaş açarak işgal edip hazinelerine el koyarak ve laikler eliyle Hıristiyan- Müslüman Medeniyetler birliğini oluşturdu. Yine Osmanlı coğrafyasında modern bilimle uğraşan Müslümanlar İbni Sina, İbni Rüşt, Farabi, Piri Reis gibi insanlar kafir ilan ediliyordu. Modern bilim olarak ifade edilen, sosyoloji, fen, tabiat, üretim bilimleriyle uğraşanlar, kafir olarak görülecektir.
Topları kullanarak İstanbul’u fetheden, Müslüman beylikleri, devletleri toplarla fetheden yeniçeri askerleri, Hıristiyan devletlerle savaşa gelince biz tüfek kullanmayız. Testiye Kılıç çalar, yağlı hoşaf isteriz diye padişahlara isyan edecektir bu peygamberin övgüsüne nail olduğu söylenen devşirme dönme askerler.
Ama Yavuz Sultan Selim’in Memluk Türk Devletini yok ederek İslam halifeliği iddiasını sağlayan da bu devşirme dönme askerlerdir.
Sonuç olarak Osmanlı Devleti, 1453’te Hıristiyan âleminin halifesi, 1517’den sonra da İslam âleminin halifesi olduğunu iddia hakkını elde etmiştir.
B.1. PAPALIĞIN OSMANLI DEVLETİ HALİFELİĞİNİ REDDİ
1801 yılında Napolyon İtalya’yı fethetti. 1804 yılında Notre Dame Katedrali’nde Napolyon Bonapart Fransa Cumhurbaşkanı, İtalya Kralı ve General ünvanlarıyla İmparatorluk tacını, Papalık töreniyle giydi. Osmanlı Devleti’nin Hıristiyanlık âleminden Hıristiyanların imparatoru olma özelliğini tamamen ortadan kaldırdı. Papa imparatorluk tacını Fransa’ya vermişti. Fransa Fatih Sultan Mehmet’in Ortaçağ’i bitirip açtığı Yeniçağ Dönemini 1879 Fransız İhtilali ile bitirip Yakınçağ’ı başlattı. Laikler Osmanlı Halifeliğini Yakınçağ’la bitirip Fransa’ya bu ünvanı vermiş oldu.
B.2. SUUDİ ARABİSTAN’IN OSMANLI DEVLETİ HALİFELİĞİNİ REDDİ

Osmanlı Devleti’nin halifeliğini ret eden Muhammed ibn Abd al-Wahhab bin Suud, (Şeyhülislam) (Arapça : محمد بن عبد الوهاب) veya (Arapça : محمد بن عبد الوهاب بن سليمان آل مشرف التميمي) Vahhabilik mezhebinin fikir babası ve İlk Suudi Devleti’nin iki kurucusundan biridir İlk Suûdi Devleti, 1744 yılında (Hicrî 1157) kuruldu. Şeyh Muhammed bin Abdülvahhab, Diriyah’a yerleştiğinde Diriyah Prensi Muhammed İbn Saud Vahhabî’nin dâvâsını desteklemeye ve benimsemeye hazırdı.
Suûdi Arabistan Krallığı’nın Kraliyet ailesi ve onun müttefikleri Arabistan’da egemen devlet için ayaklandılar. İlkin Necd’i zaptettiler. Daha sonra etkilerini Kuveyt’in doğu kıyısından aşağı Umman sınırına kadar genişlettiler. Suûdiler daha sonra doğuya yönelerek sınırlarını Asir’in tepelerine kadar teşmîl ettiler.
Daha sonra Vahhabi kuvvetleri Irak ve Suriye vilâyetlerine de hücum etmeye başladı. 1801′de bu taarruzlar Şiilerin kutsal şehri Kerbelâ’yı yağmalamalarıyla doruğa çıktı. 1802 yılında Vahhabîler İslâm’in iki kutsal şehri Mekke ve Medine’yi de elde ederek Hicaz bölgesinin kontrolünü ele geçirdi. Özellikle bu son olaylar Osmanlı İmparatorluğu’nun prestijini sarsacak nitelikteydi, zira Osmanlı Devleti bu iki kutsal şehir üzerinde 1517′den beri hükümranlığını kesintisiz süren hükümranlığının ve işbirlikçilerinin ortadan kalkmasına yol açtı.
Günümüzün Suudi Kralı Abdullah bin Abdül Aziz’dir. Prens ise Sultan bin Abdul-Aziz Al Suud’dur. Aile, Muhammed bin Abdülvahhab’ın soyundan gelmektedir.
B.3. MISIR DEVLETİ’NİN OSMANLI HALİFELİĞİNİ REDDİ
Mısır’da Kavalalı Mehmet Ali Paşa, (Arapça: محمد علي باشا), (Farsça: محمد علی پاشا), (Urduca: محمد علی پاشا) (d. 1769 – ö. 1849) Mısır valisi, Mısır ve Sudan’ın hidivi. Osmanlı Devletine karşı başarıyla sonuçlanan bir isyan çıkardı. Her ne kadar Osmanlılar’a bağlıymış gibi görünsede, o dönem, Sudan, Mısır, Filistin ve Suriye’nin gerçek hükümdarı olarak kabul edilmiş ve 150 yıl boyunca hanedanı tarafından bu topraklar yönetilmiştir. 1805 yılında Osmanlı Halifeliğini ret etti. Osmanlı Devletini savaşlarda yendi. Osmanlı Mora ve Girit’i Kavalalı Mehmet Ali Paşa alınca, Osmanlı Devleti Mehmet Ali Paşa’yı durdurmak için Mora adasını Yunanistan’a verdi.
B.4. KIRIM HANLIĞI’NIN OSMANLI HALİFELİĞİNİ RED ETMESİ
1700’lü yıllarda Kırım Hanlığı da Osmanlı Devleti’nin halifeliğini ret etmiştir. Fatih Sultan Mehmet 1475′de Gedik Ahmet Paşa’yı kuvvetli bir donanma ile gönderip Kefe’yi ve Kırım sahillerindeki Cenevizliler’e ait bütün limanları feth ettirdi. Cenevizliler tarafından hapse atılan Mengli Giray kurtarılıp hanlığa getirilerek Osmanlı sultanına tâbi olmayı kabul etti. Mengli Giray ile yerleşen Kırım Hanlığı ilk defa 1484′de Sultan II. Bayezit’in Akkirman seferine katılarak işbirliği yapmıştır. Yavuz Sultan Selim’e kızını vermiş olan Mengli Giray, ona askerî destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. Bundan sonra hanlar sultanın özel fermanları ile tasdik olunurdu. Fakat Osmanlı Devleti Rusya ile işbirlikçi olarak görülünce, 300 yıl boyunca kendi hanları idaresinde ve Osmanlı İmparatorluğu içinde yaşayan Kırım Hanlığı’na Osmanlı Devleti halifeliğini ret etmiş, bu sefer Şahin Giray Ruslarla işbirliği yaparak 1736′da Kırım yarımadasına girerek Bahçe Saray’da iki bin evi ve Han Sarayı’nı yakmış, Selim Giray’ın kurduğu zengin kitaplık da mahvolmuş, Kalgay’lar’ın merkezi Akmescit de yakılmıştır. Bundan sonra Şahin Giray Rusya’nın yardımıyla 1774′de Kaynarca Antlaşması ile Rusya Kırım’ın istiklâlini ve tarafsızlığını Osmanlı Devleti’ne kabul ettirdi. Sonra Osmanlı Devleti Kırım’ı almaya çalıştıysa da bu güçsüz düşen Kırım’ın Ruslar tarafından 1783′de de Kırım’ı kesinlikle ilhak edilmesine sebep oldu. 1917′de Kırım Türkleri bağımsızlıklarını ilân edip devlet kurdularsa da 1920 sonlarında ihtilâl kuvvetleri gelince durum değişmiş, ilk dünya savaşından sonra 19 Ekim 1921′de muhtar Sovyet cumhuriyetleri arasına katılmıştır.
B.5. TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’NİN OSMANLI HALİFELİĞİNİ REDDİ

1924 yılında da Mustafa Kemal ve Türkiye Büyük Millet Meclisi kanunla halifeyi, Osmanlı Halifeliğini ret edip sürgün etti. Müslüman Devletlerin toprağında da vatandaş olarak kabul edilmediler. İngiltere, Fransa gibi ecnebi topraklarında yaşayabildiler.
Osmanlı’nın hilafetini bazı devletler tanımamış kendi halifeliklerini ilan etmişlerdir. Tüm bu sebeplere ilave olarak halifeliğin sembolik bir makam ya da bir dini liderlik makamı olması gerekirken devlet karşısında siyasi bir güç olmaya başlaması, Türkiye Cumhuriyeti açısından ileride doğabilecek büyük sorunların habercisi niteliğindeydi.
En önemli sebep ise halife mevcut oldukça Türkiye Cumhuriyeti’nde yapılması zorunlu olan sosyal ve laik karakterdeki devrimlerin yapılamayacağı idi.

ABDULLAH BEDELOĞLU

You can leave comments by clicking here, leave a trackback at http://wp.maviiklimler.net/sifir-varlik-ve-yokluk-brlk-ve-osmanli-halfel/trackback/ or subscibe to the RSS Comments Feed for this post.