Sonsuz Özgürlüğe…

Sonsuz Özgürlüğe…

   

Küf kokan sandık içindeki gelinlik çeyiz gibi, az önce evden çıktın. Ayakların beyinden emir almadan direk sen yaşadığın kasabanın sahiline götürdü. Etrafına hiç bakmadan, sadece ilerleyen ayaklarının bir adım ileriye atacağı yere bakıyor gözlerin…

 

sahile, dalgaların kıyıya vurduğu en uç noktasına kadar geldin.. Sırtını kasabaya, beynin uzun süreden beri ilk kez gözlerine hükmediyor. Uzağa, en uzağa bakmayı… Sonsuz özgürlüğe… Denizin ta ötelerine… Sırtını kasabaya verdin, gözlerini sonsuzluğa… Oraya iyi bakıyorsun, iyiden iyiye bakmaya devam… Orada, çok uzaklarda, dert yok, tasa yok, gelecek kaygısı yok, işsizlik, elektrik-su faturası, asgari ücretinin, ülkendeki açlık sınırının komik maaş miktarı da yok.. Ne devleti ne hükümeti eleştiren de… Burada terk edilişin faturası da yok.

 

“Sahi” diyorsun, “ sahi” ve yılardır kilitlenmiş dilin açılıyor…”sevmenin bedeli kaç para ki? Ya da kavuşmamanın bedeli kaç kuruş?  Vay be Kuruşa gittik”   maksat ayrı, yürek ayrı. İki ayrı bedendeki tek ruh…Küf kokulu sandıktan çıktın…

 

Denizin içindeki bir damla olmak okyanusun derinliklerinde kaybolmak istiyorsun… Geriye tek adım atmak istemiyorsun, geriye adım atsan, küflü anılar, ileriye atsan, sonsuz özgürlük. Ayağa kalktın ve “ayaklarım beni nereye götüreceksiniz” dedin. Hatırlıyor musun?

   

Ulviye Ay

19/09/2010

You can leave comments by clicking here, leave a trackback at http://wp.maviiklimler.net/sonsuz-g/trackback/ or subscibe to the RSS Comments Feed for this post.