SİREN SESLERİ

SİREN SESLERİ
 
   Gecenin bir yarısı Ege Üniversite Hastanesi, hastanın tansiyonu tavan yapmış, nabız hızla düşmekte… Hastayı kayıt kabul kısmına buyur edip, yanındakilerİ kapı dışarı ettiler.
Kafamı çevirip bakınca,içerde adım atacak yer yok gibi..Kiminin kollarında kablolar,serumlar,solunum cihazları,boğazı sıkılmış tavuk gibi ciyak,ciyak öten makineler,koşuşturan insanlar.
 
   Beş dakikalık zaman içinde kapıda siren sesleri ile Ambulansların biri gidip,diğeri geliyor..Gelen hastaları Azrail’den kaçırırcasına bırakıp gidiyorlar.Hasta yakınları duvar diplerinde,gecenin ayazında sigaranın sıcaklığı ile ısınmaya çalışıyorlar.
 
   On,on beş dakika sonra bizim hastanın tansiyonunu ölçecek biri geldi;Kot pantolon,boğazlı kazak..Üstünde beyaz önlüğü olsa doktor zannedeceğim ama belli ki burada çalışanların biriydi..Size sıra iki saatte kadar ancak gelir,bir dil altı hapı alın eczaneden dedi. Yolladı bizi. Nöbetçi eczaneyi bulup, tekrar tansiyonun ölçtürüp dediği hapı içirdik, tekrar ölçüp evin yolunu tuttuk.
 
     Yıllarca sağlık personeli yetiştiren bir meslek dersleri öğretmeni,eski bir sağlık memuru olarak çok üzüldüm.Bir üniversite acil servisi nasıl bu kadar düzensiz ve işlevsiz olabilirdi.yazık,çok yazık..Ben köy sağlık memuru iken,köy sağlık ocağındaki imkanları ile bunlardan daha iyi müdahale ederdim.
 
     Yine bir akşam üstü dizlerine inme inen bir komşumu alıp, Tepecik Eğitim ve Araştırma hastanesine götürdük.Acil girişte iki üç tan,e iri yarı güvenlik,kayıt işlerine bakan bir hemşire..Bekleyin dediler. Sıra gelince, tekerlekli sandalye ile sadece hastayı içeri aldılar, hasta yakınları dışarı. Hastanın oğlu hop oturup, hop kalkmakta. Beş dakika geçmedi elinde kâğıtlar, tekerlekli sandalye ile hastamızı getirdiler. Ne oldu? Dedim. Bir iğne yaptılar, yarın tatil olduğu için Pazartesi Nöroloji’ye gelecekmişiz. Döndük.
 
   Ertesi gün fenalaşan hastayı alıp, hususi muayenesi olan bir Profesöre götürdük.Bir gün önce,yani bizim hastaneye götürdüğümüz saatte müdahale edilseymiş,hasta kurtulurmuş,şimdi yapacak bir şey yok demiş.Götürün.Adam belden aşağı komple felç..Pazartesi oldu götürdüler;Tepecik hastanesi gerekli her şeyi yaptı belki ama çok geç..Kimi kimden şikayet edeceksin.On gün sonra eve götürün demişler..Bir ay geçmedi hasta sizlere ömür.
 
   Yine gecenin bir yarısı, başka bir hastamızı alıp direkt Dokuz Eylül Tıp Fakültesi Acil’e götürdük. Daha girişten itibaren bir tertip, düzen hâkim. Direk makineye bağlayıp hastayı saniye, saniye takibe aldılar. Hasta yakını olarak hastamıza ne olduğu hakkında, ne yapıldığı hakkında üşenmeden bilgi veriliyor, Triyaj denen hastaların durumlarına göre tasnifi çok güzel yapılıyor. Doktorları, hemşireleri kılık kıyafetleri, ciddi duruşları ile güven veriyorlardı.
 
     Sabah ezanına yakın bir anonsla hastanın yanına koştuk. Hastanın kalbi durmuş, yeniden canlandırmışlar. Beş dakika sonra “Hoca” dedikleri doktor gelip, yukarı servise alın dedi.
 
     Kardiyoloji Servisi,mesleğim gereği çok hastane gördüm ama,gerçekten on numara..Her türlü cihaz,personel…Aklınıza ne gelirse..Saat başı vizite,kontrol.Oh dedik,hasta kurtuldu.
Sabah vizitinde, bölüm başkanı profesör, asistanları tek, tek tüm ayrıntılarıyla tetkikleri inceleyip, gereken ne varsa yaptılar.
 
     Şimdi şehir aynı şehir, kanunlar aynı kanun, kurumlar farklı. Demek ki yapınca oluyormuş.
Halk arasında hastanelerle ilgili, bir laf vardır;”Allah ne düşürsün, ne de eksikliğini göstersin”
Sağlıklı iken sağlığın kıymetini bilmek lazım. Hatta ara sıra, hastaneleri şöyle bir gezmek lazım iyice anlamak için. İçeriler, dışarılar… Ah vah içinde insan manzaraları.
Memleketimizde çok güzel,dört dörtlük hastaneler var.yasalar,yönetmelikler medeni ülkelerden belki daha iyi. Mühim olan; O kurumları yönetenler,çalışanlar.
 
     Bu vesile ile İzmir Dokuz Eylül Tıp Fakültesi Hastanesi Yönetici ve personellerini canı yürekten kutluyorum.
 
       Sağlıklı günler dileğiyle.
 
22-1-2011 Muharrem Karaoğlan

You can leave comments by clicking here, leave a trackback at http://wp.maviiklimler.net/sren-sesler/trackback/ or subscibe to the RSS Comments Feed for this post.